adscode

Fabrika ayarlarımıza geri dönme zamanı…

Fabrika ayarlarımıza geri dönme zamanı…

byomerorhan@gmail.com




Cumhuriyetin ilk yıllarında okuma yazma oranımız %9 civarındaydı ve karanlığa gömülmüştük. Silkelendik, küllerimizden doğduk ve aydınlığı seçtik. Okullar açtık, okuma yazma öğrendik. Makûs talihimizi değiştirmek için karar vermiş ve topyekûn harekete geçmiştik, kimse bizi durduramazdı! 

Üniversiteler ve köy enstitüleri açtık, köylüsünden kentlisine ilim irfan öğrenmeye başladı ama ilerlemenin de bir “sınırı vardı”, herkes işine baksın, köylü tarlasına demişlerdi! Yahu Batı’da üniversite mezunları ve okumuşlar da tarımla uğraşıyor ne alakası var, daha bilinçli üretim olur, köyler kalkınır dense de nafile. Enstitüler kapatıldı. Aydınlanma sürecinde, Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra yakaladığımız belki de ikinci şansımızı elimizden kaçırmıştık.

Sonra?.. Sonra bir daha ayar tutmadı.

Eğitimle ilgili tüm bürokrasiyi ve stratejileri siyasi görüşlere göre düzenledik. Düzenlemelere “ince ayarı” da askerî darbelerle yaptık. Sen sağ ben selamet!

Akıllı tahtaları aldık ama tahtayı keşfedelim derken öğrencileri unuttuk… Biz tam tahtaları kullanmayı öğrenmiştik ki bu sefer de teknoloji eskidi.

Telefon üretemedik ama ona en çok sahip olan ülkeler arasında yer aldık. İstatistiklerde kitap okumayan ülke olarak zirveye çıkarken, sosyal medyayı en çok kullanan ve abuk sabuk şeylere en çok vakit ayıran biz olduk! Çok okuduk ama boş okuduk!

Bilimsel yaklaşımdan anladığımız, uluslararası sınavlardaki yerimize bakmaktan ileriye geçmedi. Öğretim sistemimize hiç uymayan bir sınav olan PISA sınavı gibi bir sınavla kendimizi ölçtük, değerlendirmemizi çok acımasızca yaptık.

Finlandiya ile kendimizi karşılaştırırken, eğitime ayırdığımız bütçeye ve sosyal bir devlet olabilme durumumuza hiç bakmadık.

Meslek liselerini açtık ama öğrencilere yeterince istihdam yaratamadık. Üniversite mezunu var diye lise mezunlarını kenara ittik. Sonra üniversite mezunlarını da itip yüksek lisanslı, doktoralı, iki dil bilenlere görev verdik.

Hâl böyle olunca gençleri üniversite kapısına yığdık! Çocuklar can havliyle kendilerine şans bulmak için eğitimi ve kendilerini bir kenara iterek sadece ezbere öğrenmeye çalışırken biz de onlara “destek” olduk. Dershaneler açtık! Sonra kapattık!

Yabancı dil öğrenimi konusunda iştahlandık, Anadolu liselerinde öğretime başladık, sonra ana dilde öğretim yapacağız diye iyi giden bir başka sistemi de bitirdik.

Önce olması gereken bir adım atarak okul öncesi eğitim için seferberlik başlattık, sonra tadını kaçırıp okula başlama yaşını 5,5’a indirdik. Daha eğitime başlamadan çocukların bu işi becerecek olgunluğa erişmemiştir raporu ile tanışmasını sağladık. 

Ortaöğretime geçişte okul başarı puanları yerleşme puanına direkt etki edince bazı okullar kendi öğrencilerine menfaat sağlamak için bol notlar verdiler. Bu yaşlarda çocuklara haksız kazanç elde etmenin mübah olduğu fikri verilirken, puan sisteminde düzenleme yapmayı düşünmedik ya da önemsemedik! Şikâyetlere göre soruşturma açtık ve cezalar vererek konuya ayar yaptık!

Tableti üreten ve dünyaya satan ülkeler bile pilot uygulamaya başlamamışken,  tablet destekli eğitimi dünyaya “biz” anlattık! Herkese tablet vermeyi amaç edindik ama bunların sadece birer araç olduğunu unuttuk! 

Dershaneleri kapattık, sonra okul olabilirler dedik. Peki, okullar dershane olursa eğitim ne olacak?.. 

Tabletler… 

TEOG sistemi… 

Okul başarı puanları… 

Yerleşemeyen öğretmenler… 

Kapatılan eğitim fakülteleri ve öğretmen okulları ile yok edilen okul kültürleri ve daha fazlası...

Çok fazla yarım kalmış cümlemiz, yanıtlanması gereken sorumuz var. Bünye artık kaldırmıyor.

Fabrika ayarlarına geri dönsek iyi olacak.

 

Ömer Orhan 

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)