adscode

Gelecekten korkmayan beyinler…

byomerorhan@gmail.com




Gelişim istendik bir şeydir ve gelişi de sancılıdır. Batı, bugün bulunduğu noktaya ulaşabilmek için çok bedeller ödemiştir. Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşü ile birlikte 7. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar yaşanan 900 yıl içinde cesur bilim insanları ve sanatçıların önderliğinde Avrupa, her alanda yeniden doğuşa hazırlanmıştır.

Kabul etmesi biraz zor olsa da insanoğlu, bir yandan yenilik isterken, diğer yandan yenilikten korkmuştur. Çoğu bilimsel gelişme ve yaratıcı çalışma, uygun zaman ve ortam bulunana kadar “merdiven altında” gizlenerek üretilmiş ve dogmatik düşünceden uzak durulmuştur. Ancak ne bağnaz düşünce ne de baskılar insanın yüreğinde yanan tutkuyu söndürememiştir.

İnsan alışkanlıklarıyla yaşamayı sever. Rahatını bozacağını düşündüğü, kafasını karıştıracak şeylerden de uzak durur ama ne hikmetse geleceğini merak etmekten de geri durmaz. Artık bilişim çağı ile birlikte “gelecek” diye yeni bir hayalimiz daha oldu, ne mutlu bize.

Geleceği önce kim görürse “gelecek” onun olacak!

Hemen hemen her alanda paranoyaya varan bir gelecek telaşı almış yürüyor. Sorun yok ama soru çok!

Akıllı telefonları çifter taşıyanlar, “hava olsun” diye tabletlerle toplantılara girenler, en akıllısından etkileşimli elektronik donanımlara sahip olanlar, gerçekten gelişime ve bilime saygı duyuyor mu?
Finlandiya’nın eğitim modelinin peşinde koşup, kes, yapıştır yöntemiyle bazı parçaların alınarak PISA sınavında üst sıralara çıkılamayacağının farkında mı?

Eğitimin yükselen yıldızları olan ve Asya Kaplanları olarak adlandırılan Singapur, Hong Kong-Çin, Şangay-Çin, Japonya ve Güney Kore’nin mucizevi yükselişini saygıyla izleyenler, bu ülkelerde öğretmenlerin yetiştirilmesi ve geliştirilmesine, maaşlarının sürekli iyileştirilmesine önem verildiğini biliyor mu?

Yaratma sözcüğünü kullanmaktan imtina (kaçınanlar) edenler, yaratıcılıkla ilgili gelişmeleri merakla ve iştahla takip etmiyor mu?

Gelecekle ilgili hayallerde ne kadar samimi olduğumuza bakmamız lazım. Gelecek gelse ve önümüzde dikilse, onu gerçekten istediğimizden emin değilmişiz gibi geliyor bana! Özellikle eğitim öğretimde mevcut durumumuzu yeterince ve doğru saptamadan büyük beklentiler içerisine giriliyor ve birbirinden kopuk disiplinler oluşturuluyor diye düşünüyorum. Her zaman olduğu gibi resmin bütünü bir türlü görülemiyor.

Eğitimin gelişmesi için öncelikle mevcut sorunların giderilmesi sonra gelecekçi yaklaşımlar ve 21. yüzyılın olası modellerinin oluşturulmaya çalışılması daha gerçekçi olacaktır. Bugün yapılmaya çalışılan ise “doğmamış çocuğa don biçmek” değil mi? Biz daha 20. yüzyılı yakalamadan 21. yüzyıla sıçrama isteğimiz sadece iyi niyetli bir temenniden öteye gitmemektedir.

Bilimsel düşünce yapısından uzaklaşarak, bilimsel temelli geleceği yakalamak mümkün değildir.

Akıl yolunda ilerlemekten, samimi çözümler üretmekten ve gelecekten korkmamak gerekir. Geleceği görebilmek için öncelikle, bunu başaracak açık fikirli beyinlere ihtiyaç vardır.
 
 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)