adscode

adscode

adscode

adscode

Hocam!

Ne büyük bir kabul. Ne büyük bir iltifat ve ne büyük bir beklenti…

byomerorhan@gmail.com

Ne büyük bir kabul.

Ne büyük bir iltifat ve ne büyük bir beklenti…

“Hocam”, ilk defa ODTÜ’de kullanılmaya başlanmış ve sonrasında Ankara’nın geneline ve tüm ülkeye yayılan bir hitap ve sesleniş biçimi olmuştur. Üniversite öğrencileri kendi arasında kullandığı bu sözcüğe farklı anlamlar yüklese de toplum tarafından pek bir benimsenmiştir.

Bundan 30 yıl önce “öğretmenim”in yerini alırken çok sorgulanmış ve özellikle ilkokul öğretmenleri tarafından uygun görülmemiş; ancak sonraları özellikle liselerden başlayarak tüm kademelerde yaygınlaşmıştır.

Böylesi bir hitap sadece bize özgü değildir. Yurt dışında da benzer hitaplar olduğunu biliyoruz. Her ülkenin seslenişi farklılık gösterse de öğretmenlere bir saygı durumu hep var. Örneğin; İngiltere’de “Sir” (sör-efendim)! “Yes, sir”; emredersiniz/başüstüne! Yani bir nevi bu işin pirisin, “önden buyur” demektir.

Amerika’da hocam yerine, soyadınızla yani Bay Orhan veya Orhan Bey diye hitap edilse de, bize fazla resmî gelir. Bizler sıcakkanlı insanlarız, yakınlaşmayı ve yüceltmeyi pek sever, hatta biraz da abartırız.

Varsın abartı olsun, öğretenlerimiz, hocalarımız bizim için kıymetlidir.

Öğretse de öğretemese de “hocalık” peşin peşin verilen bir sıfat, san (titr) olup öğretmenin oturtulduğu mertebe ve öğrenci tarafındaki beklenti çok yüksektir.

Hz. Ali, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” derken aslında ilim, irfan sahibi olmak için mütevazı şekilde, öğretme işinin değerini arttırmak adına bir harf öğretene yönelik olarak ciddi bir saygı göstermiştir.

Tarih boyunca bilgi değerli sayılmış ve “yokluk” zamanlarında bilgi sahibi olan kişiler ayrı tutulmuştur. Özellikle yazının bulunmasından ve kullanılmasından sonra hemen hemen her toplumda öğretmenin varlığından ve gördüğü saygıdan haberdarız. Ama unutmayalım ki 200 yıl öncesine kadar öğretmenler bu saygınlıklarını herkesten çok okuyarak ve öğrenerek edinmişlerdi. Kitapların yaygın olmadığı, bilgi kaynaklarının kısıtlı olduğu dönemlerde entelektüel birikim sahibi olmak hiç de kolay değildi. İnsanlar karınlarını doyurma telaşı içindeyken birilerinin soyut kavramlar üzerinde uğraşması, o dönemler için pek de akıl kârı iş değildi. Ancak bunu yapan insanların meclisinde oturulduğunda, onların ağızlarından çıkan sözler ve anlattıkları, diğerlerinin saygısını kazanırdı.

Kısacası toplumun ağzından konuşan değil, topluma konuşan birileri vardı ve bunları dinlemek herkese iyi geliyordu. Başka bir deyişle öğretmen, herhangi bir insanın asgari bilgisinin üzerinde bilen, konuşurken farklı sözcükler kullanan ve yazabilen insandı. Bilim, sanat ve toplumsal konularda her zaman ortalamanın üzerinde olurdu. Öğretmeni, diğer insanlardan ayırmak son derece kolaydı.

1436 yılında matbaa makinesinin icadıyla kitap sayısı artmış, kitaba erişim kolaylaşmıştı. 17 ve 18. yüzyıllarda bir yandan bugünkü okul sistemi kurulurken, öğretmenlik de spesifik hâle getirilerek branşlaşma daha belirgin oldu. İyi mi oldu, kötü mü oldu buna siz karar verin ama bugünü tahlil edebilmek ve sistemdeki hataları görebilmek için doğru bilinen yanlışları ortaya çıkartmak lazımdır.

Branşlaşma, yapılan “işi” görece olarak kolaylaştırmış olsa da zamanla öğretmenleri sadece kendi alanlarına sıkıştırmış, öğrendiklerinin yeterli olduğunu düşündürmüş ve onları entelektüel birikimden uzaklaştırmıştır. Oysa öğretmenlik sadece bilgi sahibi olmakla sınırlı olmayıp bilgelik de gerektirir. Geçmişte bilgi sahibi olmak yeterliyken günümüzde bilgiye farklı kaynaklardan erişim, bilgiyi ayıklama (bilgi okuryazarlığı), bilgiyi dönüştürme ve bilgiyi kullanabilme becerisi çok daha öne çıkmıştır.

Öğrencilerin ilgisini çekmek ve saygısını kazanmak emek ister ve salt branş bilgisi, “öğretmen” olmak için görece kabul görse de yeterli değildir.

Bildiğini anlatıp çıkan hocaların yerini, internet üzerinden yayınlanan konu anlatım videoları çoktan aldı. Üstelik 7/24… Aklına takılan bir şeyler mi oldu, gece yarısı kalk ve izle. Olmadı mı 10 kere daha izle.

Okul ve binalara hapsolmuş öğretmen merkezli sistemler; testler, sınavlar ve puanların “gücüyle” ayakta durmaktadır. Yaklaşık 200 yıllık bir eğitim-öğretim sistemi çoktan çökmüştür. Bugün bilgi, artık her yerdedir, onu edinmek ise çok daha kolaydır.

Okullarda, tüm masumiyetleriyle bizlere teslim olan çocukların, beklentilerini karşılamak için öğretmenlerin öğrenciliklerini terk etmemesi gerekir. Bahşedilen bu hitabın içini doldurmak ve hakkını vermek için testler, sınavlar, sıralamalar ve diplomaların dışında motivasyon yaratılmalıdır. Bilgiden ziyade esin (ilham) kaynağı olmak çok daha değerlidir. Esin olduğunuz insanlar, bilgiye birçok kanaldan ulaşabilir ama öğrenme isteği olmayan kişiye zorla bir şeyler öğretilemez. Bu denklem işe yaramaz, bilgi kalıcı olmaz Hocam!

Öğrencilerin, bildiklerimizi bilmesini değil, bildiklerimizin ötesine geçmesini ve hayal etmesini sağlamalıyız.

İşte, “hocam” ağır sorumluluklar yükleyen bir sıfattır ve taşıması zordur. Sözcüklerin önemini yitirdiği günümüzde, bize ne söylendiğine, neden söylendiğine kulak vermemiz şart.

Çocuklar; “hocam hocam gazı”yla şişirdiği balonu, bir iğneyle bile patlatabilir, unutmayalım!

Öğretmenlik, tüm dünyayı değiştirebilecek bir insana ilham olabilmek için “sihirli” bir meslek olmakla birlikte aynı zamanda yüklendiği sorumluluk gereği “vebal”i yüksek bir meslektir.

Öğrencilerine ilham olan tüm öğretmenlere minnetle… Aman Hocam!

Ömer ORHAN

 

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    1 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (1)