adscode

İdare-i maslahat

Osmanlının son dönemlerinde sıkça kullanılırmış ve günümüze miras kalmış olsa da ben oldum olası sevemedim şu idare-i maslahat sözünü. Neresinden baksanız “elinizde kalan” bir söz…

byomerorhan@gmail.com




Osmanlının son dönemlerinde sıkça kullanılırmış ve günümüze miras kalmış olsa da ben oldum olası sevemedim şu idare-i maslahat sözünü. Neresinden baksanız “elinizde kalan” bir söz…

Yapılan işin şekline göre, zamanla bazı sözcükler sözlük anlamlarını çoktan yitirmiş. İdare, her ne kadar yönetmek anlamı taşıyorsa da ilk akla gelen sanırım artık bu değil. En azından bende bıraktığı etki farklı.

İdare etmek, yani ne suya ne de sabuna dokunmadan temizlik yapmak olsa gerek. Sanırım su ve sabun kullanmadan en büyük temizliği yapana da en başarılı “idareci” denilmektedir. Yerse!..

İyi de temizlik yapacaksan su da lazım, sabun da. Yok, olmaz! Ya sabun “gerekenden çok” köpürürse, ya elden kayarsa, ya idareci sabuna basıp düşerse… Dikkat etmeli, idareci öyle kolay yetişmiyor, hele de suya, sabuna dokunmayanı… Ekosistemi koruyanlar bunlar olmalı. Kuru temizleyiciler!

Etliye, sütlüye dokunmayanlarla ne şiş yansın, ne kebap yansın diyenler de aynı familyadandır.

Çok matah bir iş yapmadıklarından olsa gerek ki, tarih boyunca görev almış idare-i maslahatçıları hatırlayan yok. Belki hatırlayan yok ama haklarını yememek lazım, yaptıklarını ya da daha doğru bir deyişle yapmadıklarını okuyanlar çok.

Elbette okumalı insan, dersler çıkartmalı okuduklarından, hatta sorular sormalı. Nasıl idareci olunur? Olunur mu, doğulur mu? Sınavı varsa sınava mı hazırlanmalı yoksa bir tanıdık mı bulmalı?

O ya da bu, bir yolunu buldunuz ve “oldunuz” ama durun, öyle hemen idareci olunmaz. “İdarecilik” zor iştir! Herkesi memnun etmek de kolay değildir. Önce üstlerinin tüm özelliklerini bileceksin, ne isteyeceklerini önceden kestirecek, nerede ne konuşacağını, ne konuşmayacağını öğreneceksin. “Siz nasıl uygun görürseniz efendim.”, “Siz nasıl isterseniz efendim.”, “En iyisini siz bilirsiniz efendim.” gibi efendileri memnun edecek lafları sıklıkla kullanacak “bilinç” düzeyine ulaşmak gerekir.

İdarecilikte işi bilmeniz gerekmez, sizden isteneni bilmeniz yeter. Öyle, işin incelikleriymiş, işin gelişmesiymiş gibi teferruata da gerek yok, “işi bozmayın yeter”.

İdarecilikte buz dağının üstünü anlattık; bir de bunun alt kısmı var ki onun da inceliklerini bilmek gerekir. Asıl “işi” yapanlar, üretenler, emekçiler, işçiler, çalışanlar, memurlar, halk... Siz ne derseniz deyin. Buz dağının asıl kısmı yani…

İşte bu kesime, bulundukları yeri hiç unutturmadan ve her şey yolundaymış izlenimi vererek günü kurtaracaksınız. Buz dağının altı her zaman suyun üstüne çıkmayı isteyecektir ki, buna asla hayır demeyeceksiniz ama onlara asla “gün yüzü” de göstermeyeceksiniz. Dağ tersine döner möner maazallah… Döndürmeyene de maşallah!

Buraya kadar da anlaşılmıştır sanıyorum ama “küçük bir detay” daha var. Günü kurtarmaya çalışan bir zihniyetle ilerlemek mümkün değildir.

* Efendim, atom altı parçacıklarla ilgili bir çalışma başlatmak istiyorlar.

* Atomdan ne hayır gördük ki altındaki parçacıklarla uğraşalım. İş çıkartmayın!

İş çıkartmayın! İdare-i maslahat edin!

Şimdi idareci olmak isteyenlere son söz:

Vazgeçin! Olabiliyorsanız sorumluluğunu üstlendiğiniz alandaki insanlara kulak veren, inisiyatif alan, gelişime, değişime açık, her zaman “iş çıkartan” yönetici olun.

İdarecilikle yöneticilik arasında bir çizgi varsa, yöneticilikle liderlik arasında uçurum vardır. Herkes idareci olur ama yönetici olamaz.

Peki, ya lider?

Warner Bannes şöyle ifade etmiş: “İşi doğru yapana yönetici, doğru işi yapana lider denir.”

Buyurun gerisini siz getirin…


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)