adscode

İlk özel okul ne zaman açıldı?

Millî Eğitim Sistemi son yıllarda birçok değişime sahne olmaktadır. Hummalı bir çalışma ile 12 yıllık kesintisiz eğitim bütünlüğü içinde 4+4+4 olarak, hafif kesintili de olsa uygulanmaya başlandı.

byomerorhan@gmail.com




Okul öncesi eğitimde okula başlama yaşının düşürülmesi de toplumun gündemini epeyce “işgal” etti.

Yaşananların değerlendirmesini yapmayacağım. Bunları sıklıkla yaptık ve anladığım kadarıyla daha sonra yine yapmak zorunda kalacağız.

Şu an yeni strateji; özel öğretimi cazip hâle getirerek, devletin omuzlarındaki yükün hafifletilmesi. Bunun için esnetilen yönetmelikler, velilere ve okullara teşvikler, hiç olmayacak yerlere “geçici” okul ruhsatları…

Son yıllarda sevdik bu özelleştirme işini! Peki, ilk olarak ne zaman “sevmişiz”, ona bir bakalım.

1856 yılında Islahat Fermanı ile birlikte azınlıkların cemaat olarak okul açmalarına izin verilmiştir. Tanzimat Döneminde, Türklerin özel öğretim girişimleri hakkında yeterli bilgi yoktur. Osman Ergin’in, Türkiye Maarif Tarihi adlı kitabında öne sürdüğüne göre “Türk-İslâm unsuru” her şeyi hükümetten beklemekte olduğu için okul işleri de devlete bırakılmıştır. Ancak Prof. Dr. Yahya Akyüz, Türklerin para kazanmak için okul açma düşüncesini yadırgamış olabileceklerini de belirtmektedir. Yani eğitim, para kazanmak için ticari araç olmamalı, demişler! Bravo! Eğer o zamanki düşünce buysa ve günümüzde Danimarka gibi birçok ülke, eğitimi özelleştirmemiş durumdaysa, demek ki bunun zamanla ilgisi yok. Sosyal devlet olmak, eğitim ve sağlık gibi konuları kontrolde tutmak, eşitliği sağlayarak halkını “kucaklamak”la ilgisi var. Devlet mi özel mi ayrımı ise başka bir fasıl, onu ayrıca tartışmak gerekir. 

Konuya tekrar dönersek, bu bağlamda Tanzimat Döneminde açılan okulların çoğu Osmanlı idealini benimsemiyor, ana dillerine, dinî geleneklerine ve siyasi görüşlerine göre eğitim yapıyorlardı. Sayıca artmalarının nedenleri ise;

  • Misyonerlerin gittikçe daha “bilimsel” çalışmaları,
  • Azınlıklara tanınan yeni haklar,
  • Osmanlı Devleti’nin dış borçları nedeniyle giderek dışa daha bağımlı hâle gelmesi ve siyasi sorunlar çıkmaması için yabancı okul isteklerine ses çıkartmaması olarak sayılabilir.

Bu dönemde açılan okulların Fransızlar tarafından açılanlarına Katolik,  Amerikalılar ve İngilizler tarafından açılanlarına ise Protestan okulları denmiştir.

15 Ocak 1882 yılında İstanbul’da açılan Şems-ül Maarif Mektebi adındaki okul, Rüştiye düzeyinde açılan, muhtemelen de ilk Türk özel okuludur.

1882’de Mekteb-i Hamidî, 1885’te Selanik’te Feyz-i Sıbyan (Feyziye Mektepleri Vakfı Işık Okulları), Nümûne-i Terakkî, Rehber-i Marifet, Ravza-i Terakki, 1863’te Darüşşafaka, 1877’de Mekteb-i Terakkî (Terakki Vakfı Şişli Terakki Okulları), 1888’de Bürhan-i Terakki ve diğerleri…

Zühtü Paşa’nın kayıtlarda yer alan ifadelerine göre 1900’lü yılların başına kadar devam eden Fransız hayranlığının etkisiyle Fransız okullarının sayısı 300’e yaklaşmış olup toplam 392 Protestan ve Katolik okulu açılmıştır. Açılış amaçları, misyonları, eğitim programları ve diğer faaliyetleri bir başka yazı konusudur. Ancak mevcudiyetleri ile Osmanlı Devleti’nde özel okulculuğun ilkleri bu şekilde meydana gelmiştir.

Cumhuriyet Dönemi ile çağdaşlaşma hareketleri ve yeniden yapılanma sürecinde yabancı okulların sayısı azalmış ancak farklı programlarda Türk okullarının sayısı ve çeşitliliği de artmıştır.

Çıkartılan kanunla özel öğretimin önü açılmış olsa da Cumhuriyet tarihi boyunca özel okulların oranı %3-5 arasında değişmiştir. Bununla birlikte ülkede uygulanan sınav sistemleri, ortaöğretim ve yükseköğretime olan taleple birlikte dershanelerin varlığı her geçen sene artmıştır. 

Bugün sayıları 4000’e yaklaşmışken dershanelerin kapanma kararı ile değişimleri gündeme oturmuştur.

Şimdilerde dershanelerin okul olmaları için onlara çok önemli bir “şans” verilmiştir. Böylece devlet; üzerindeki yükün bir bölümünü paylaşarak öğretimde özelleştirmeyi özendirmeye çalışmaktadır. Öğretimde diyorum çünkü eğitim çok başka bir iştir!

Umarım dönüşüm sürecine dâhil olan dershaneler eski reflekslerine göre hareket etmez ve eğitimi bir kenara itmezler.  

Eğitim sistemimiz, mehteran bölüğü gibi… Heyecan verici… Ne var ki üç adımda bir durup, yarım sağa ve yarım sola dönmezsek daha iyi olacak çünkü sağa sola dönmekten helak olduk, dünya uçtu gitti…

 

"Allah Allah İllallah, baş üryan, göğüs kalkan, dide al kan, sine püryan;

Bu meydanda nice başlar kesilir hiç olmaz soran;

Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan, kulluğumuz, padişaha ayan;

Sayılmayız parmakla, tükenmeyiz kırmakla;

Üçler, Beşler, Yediler, Kırklar Nur-û Nebi, Kerem-î Âli, Hacı Bektaş-ı Veli;

Dem-ü, devranına hû diyelim, hûûû." 

 

“Hasduuur!”

''Haydi ya Allah!'' 

 

Ömer Orhan


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)