adscode

​ Kızlar ve babaları…

Hiç kuşkusuz, eğitim bir toplumun gelişmesi için hayati önem taşır.

byomerorhan@gmail.com




Bir insan için yaşam nasıl tercihlerle doluysa bir millet için çağdaş bir gelecek yaratma fikri ve isteği de aynı şekilde stratejik karar verme erki gerektirir. Bu, yönetimin samimi isteği ve halkın iradesi ile şekillenerek gerçekleşir. Aydınlığı tercih etmiş bir toplum için eğitimin her aşaması önemlidir ve her birey, devletin sunduğu eğitim olanaklarından eşit derecede yararlanmalıdır. Bu, devletin geleceği ve bekası için tartışmasız olması gerekendir.

MÖ 2800’lü yıllarda Çin’de gelişen Yin Yang felsefesine göre her şey iki kutuplu olup kutuplar diğer kutuptan bir parçayı da kendi içerisinde barındırır. Kısaca yaşam, denge üzerine kuruludur. Doğanın mucizevi olarak inşa ettiği bu dengeyi bozmak için sadece dengesiz bir davranış veya dengesiz bir insan yeterlidir. Bu derin ama bir o kadar da yalın ve anlaşılabilir felsefi görüş, insanın karmaşık hâle getirdiği yaşamının basit bir rehberidir. Ancak insan, bir rehbere ihtiyaç duyuyor ve gerçek anlamda bir denge arıyorsa… Biraz yakından bakılırsa her toplumun kendi dengelerini oluşturduğu görülebilir ama samimiyetini anlamak için kadın ve erkek arasında kurulan dengeye daha dikkatli bakmak gerekir.

Yani yasa koyucular, yürütmeyi sağlayanlar ve tüm yönetici sınıf, erkek üstünlüğüne dayalı bir sistem oluşturuyorsa terazinin dengesi baştan bozulmuş demektir. Hele ki bunun önünü kesmek ve işi rastlantıya bırakmamak için türlü dümenler çevriliyorsa işin içinde biraz da kötü niyet aramak gerekir.

Peki, bir toplumda kadınların, erkeklerin izin verdiği kadar öne çıkmasını sağlamanın en iyi yolu nedir? Yanıt, onları yeterince eğitmektir! Evet, sınırsız, fazla ve özgürce değil, “yeterince”!  Hele hele bilimsel bir eğitim hiç değil…

Sonuçta, kadının “iş çıkaracağı” değil “iş göreceği” bir toplum yaratmak hedefleniyorsa bunu başarmanın yolu; ahlâkın, her türlü baskının ve oluşturulan tek taraflı değer yargılarının olabildiğince tavizsiz şekilde uygulanmasından geçmektedir. Az gelişmiş ülkelere bakıldığında bu yöntemin “başarıyla” uygulandığı da açıkça görülmektedir. Bunu sağlamak için her türlü yolun mübah olduğu, kadınların ikinci sınıf vatandaş görüldüğü, sığ ve bir o kadar da korkak bir anlayış sergilenmektedir.

Oysa eğitime olan inanç; cesaret, özveri, anlayış ve bilgelik gerektirir. Bunlardan yoksun olan bir kitlenin, gelişime ve değişime hazır olmasını beklemek iyimserliğin daniskasıdır.

Yokluk, yoksulluk içinde kaybolmak üzere olan bir milletin inancını kuvvetlendirenler ne yaptıklarını biliyordu. Tarlaların içerisinde unutulmuş, kendi için uygun görüleni ve uygun görüldüğü kadarıyla yaşamaya çalışan kadınların nasıl bir toplumsal katalizör görevi üstlendiğini yakın tarihimizde yaşayarak öğrendik. Ayrıca eğer istenirse ve izin verilirse kadınların neler başardığını, nasıl bir denge oluşturduğunu da gördük. Bu anlamda topyekûn kalkınmayı hedefleyenler, sınıfsal veya cinsiyet ayrımı yapmaksızın önceliği eğitime vermiştir.

Ulusumuzun yakın tarihte yaşadıklarını, tam bağımsızlık için verilen mücadelede eğitim öğretimin ilk sırada yer aldığını unutmamak gerekir. Unutulmaması gereken bir diğer nokta da aydınlanma sürecinde kadınların üstlendikleri roller ve başarılarıdır. Okuma yazma seferberliği ile öğretmenliği bir anne şefkati ile toplumun en uzak noktalarına taşıyanlar da, kendisini hiçe sayarak bilimsel çalışmalarda gece gündüz çalışanlar da sanatın gerekliliğini topluma kabul ettirme mücadelesi verenler de kadınlardı! Onlar, dünya için nasıl önemli roller üstlendiyse, bizim kadınlarımız da bu toplum için fırsat bulduğunda aynı rolleri üstlenmiş ve başarılı olmuştur.

Bilgi çağında ülkemizin geleceğini ipotek altına almak isteyenlere karşı verilmesi gereken mücadele daha akılcı ve dengeli olmalıdır.  Soru sormayacak, koşulsuz itaat edecek ve verilenlerle yetinecek bir “kadın” yaratılmamalı, kız çocuklarının babalarına olan düşkünlüğü kadar babalar da kızlarına sahip çıkmalıdır. Bu, aynı zamanda geleceğimize de sahip çıkmak demektir. Gelişen ve değişen dünya ile başa çıkabilecek bir gelecek ancak böyle yaratılmış olacaktır.

Unutulmamalıdır ki, aydınlıktan korkanlar karanlığı severler ve cehaletten beslenmek ise acizliktir… Bizi buna mahkûm etmek isteyenlere verilecek en güzel yanıt, önce kızlarımıza güvenmek, sonrasında da onların iyi eğitim almalarını sağlamaktır.

Yaşam, denge üzerine kuruludur!
 
 
 
 
 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)