adscode

Koltuk

Heyhat, ne kadar da düşkünüz rahatımıza! Uzanıp yatıyoruz... Bazen çayır çimende bazen yatak döşekte ama her zaman ve her yerde, gel keyfim gel.

byomerorhan@gmail.com




Makam ve mevki sahibi, akademik unvanı olan ya da protokol listelerinde yer alan insanlarla ilgili gözlemlerim olmuştur. Bazılarının bir davette salona girdiğini bile anlamazken, bir kısmının önden haber göndererek aşırı ilgi beklediğini bilirim. Kültürel, sanatsal veya sosyal bir gösteriye gider gitmez ön sıralarda kendisine yer ayrılıp ayrılmadığını kontrol eden de vardır, geçip bir yerlere oturan da… “Kabı boş olanlar” için önemli olan görmek değil kendini göstermektir.

Dışarıda veya içeride olsun, koltuk bazıları tarafından çok sevilir. Uğruna çanta taşınır, şakşakçılık yapılır, inançlar değiştirilir, değerler yok edilir ve itinayla da vicdanı ikna edecek geçerli bir mazeret bulunur.

Koltuğu yapan usta bile bu kadar düşkün değildir koltuğuna. Satın aldıktan sonra onlara büyük değerler yüklüyor insanlar. Hem de ne değerler… Maddi güçler, yasal güçler, sosyal güçler, dinî güçler, kaba güçler, cahil güçler…

Mütevazı olan, koltuğun ucunda otururken, en hak etmeyeni içine gömülür meretin. “İşte böyle oturulur bu koltuğa.” der gibi hatta biraz da nispet yapar gibi! Hazımsızlar koltuğun şeklini almaya bayılırlar.

“Çingeneye beylik vermişler önce babasını asmış”. Bu atasözümüzü hiç sevmem ama insanların bakış açısını iki türlü de göstermek için paylaştım. Burada bile bir yukarıdan bakma, bir küçümseme var. Ama maalesef böyle işte... Koltuk, bazılarını babalıktan, bazılarını oğulluktan bile çıkartıyor.

İster büyük şatafatlı olsun, ister daha küçük, yeter ki koltuk olsun!

Kimi yukarılara uzanmak için üstüne basar ve yükselir kimi de arkasına saklanır. Koltuk, büyüklüğüne göre toplumda bir “yer kaplar”. Bazıları küçük olsa da işlevleri büyüktür ve her koltuk işe yarar!

Koltuk çoğu zaman bir sevda olmuştur insanlar için. Sorumlulukların yerine getirilmesinden çok egoların şişirildiği büyük ve tek taraflı bir aşktır bu! Bence Allah insanları sınamak için onlara ego vermiş ama bunu idrak etmeyi de onlara bırakmıştır. Anlayana…  

İnsanlar da kedimiz Paşa gibi özellikle ruhlarının okşanmasına bayılıyorlar. Doymak bilmeyen bir iştahla saldırıyorlar çevrelerine. Her yolu mübah görüyor, her şeyi hak görüyorlar kendilerine.

Oturanın egosunu okşamaya meraklılar oldukça elbette koltuk da çok değerli oluyor, oturmak için yarış ediliyor.

Oysa “oturmak” da “kalkmak” da bir kültür meselesidir. Ülke var ki yer yarılsa içine düşülmez, ne hata yapılırsa yapılsın bedel ödenmez, ülke var ki, koltuksuzun hatasını bile “koltuk” öder. Değerleri yüksek tutulan bu ülkelerde, koltuk sadece bir oturak ve sembol değil aynı zamanda onur ve haysiyettir.

Roma İmparatoru Julius Sezar, Makedonya Kralı Büyük İskender, Hun İmparatoru Atila ve tarihe iz bırakmış bütün hükümdarların tahtlarının ayakları halktı! Ancak kudretinin nereden geldiğini unutarak egosuna yenik düşmüş taht düşkünlerinin sonu hep hüsran olmuştur.

Oysa koltuk güç, güç sorumluluk demektir ve sorumluluk  bilgelik gerektirir.

Montaigne ne güzel özetlemiş:  “Dünyanın en yüksek tahtına da çıksak, yine kendi ......la oturacağız.”

İşte böyle dostlar, biri size bir koltukta oturmayı teklif ederse, oturmadan önce kendinizle barışın, kompleksleriniz ve egolarınızdan kurtulun. Tabii başarabilirseniz…

İnsan, yükselmek için alçalmamalıdır.

Ömer Orhan

 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)