adscode

Neyimiz vardı?

Okul hayatımız hiç unutamadığımız anılarla doludur. En azından ben hiç unutmadım. Her yılın yüz seksen gününü okulda geçirmeye niyetlenirdik ama hiç kısmet olmazdı...

byomerorhan@gmail.com




Kar tatili, bayram tatili, önü arkası derken birleştirilen uzun mu uzun tatil günleri. Kalan zamanda ise bir ders, bir ara sınav, bir ders, bir sınav, arada da bol bol ödev. Ödev yapmak için de araştırma yapmak şarttı.

Şimdiki neslin pek bilmediği kütüphane diye yerler vardı. Şanslı olanlar oturdukları ilçelerde de bulurlardı ama maalesef içlerinde kitaba rastlanmazdı. En değerli hazine ise ansiklopedilerdi ve öyle her eve nasip olmazdı. Hâli vakti yerinde olanlar paraya kıyarak çocuklarına alabilirlerdi. Gerçi sonraları iki sene boyunca sabırla gazetelerden kupon biriktirenlere bile verilmişti ama maalesef o zaman da okuyan pek kalmamıştı.

Çok değerli ve işine âşık öğretmenlerimiz olduğu gibi öğrenci olmanın ne demek olduğunu çoktan unutmuş eğitimcilerimiz de vardı.

“Öğrenci merkezli eğitimin” temellerinin atıldığı yıllardı. Çünkü merkezde hep öğrenci olurdu.

Yerde dizlerin üzerine oturulan bir eğitim sisteminden sıraya oturulan bir sisteme geçmek ve ayağa kalkmak bir devrimdi. İkinci devrim ise sınıfın önünde ve “merkeze” en yakın noktaya çıkartılan öğrencilere söz hakkı verilmesi olmuştu. Nedense söz hakkı, bilenlerden çok önce bilemeyenlere verilirdi. Elbette bilemeyenlerden de bunun intikamı alınırdı.

Öğrenci “merkezli” öğretim sisteminin ilk neferleri işte bu tahtaya kaldırılanlar olmuştu ama sisteme ve çocuklarımıza feda olsun demiştik. Oldu mu? Evet, gerçekten feda, hatta bir nesil de heba oldu!

Çocukların performansı genelde yüz üzerinden sıfır olarak değerlendirilir, sonrasında azarlama, hakaret ve dayak da gelirdi. Yüksek lisansını dövüş sanatları üzerine yapanlar bile vardı. Bu anlamda ben de iz bırakan hocaları hep anarım! Ortaokul yıllarındaki tarih öğretmenimizi hiç unutmadım. Otuz santimetrelik cetveli gerçek bir hükümdar edasıyla ve Fatih’in kılıcı gibi ustalıkla kullanır ve en “merkeze” indirirdi. Hani “dayak cennetten çıkma” diye bir atasözümüz var ya, sanırım bazı öğretmenlere önce bunu öğretiyorlardı.

O zamanlar bunu çok düşünmüştüm, Tanrı sevdiği kullarını cennete alıyorsa ve orada da dayak varsa demek ki bu iyi bir şeydi. Çocukluk işte…

Neyse ki mazoşist olmadan o dönemi atlattım. Sonra hangi atanın bu sözü söylediğini araştırdım ama bulamayınca çocukluk dönemine takılı kalan bir zorbanın bunu uydurduğunu düşündüm.

İnsanlar o zamanlarda çok “paylaşımcıydı”. Özellikle babalar, öğretmenlerle görüştüklerinde “eti senin kemiği benim” diyerek çocuklarını teslim ederlerdi. Sonraki yıllarda fen derslerinde insan vücudunun sadece et ve kemikten ibaret olmadığını, sinir sisteminin de var olduğunu öğrenmiştim ama bunu hiç söyleyemedim çünkü “su büyüğün, sus küçüğündü”, sustum…

Ders kitapları da şimdikinden farklıydı. Sanırım beyaz renk, gözü yorduğu için olsa gerek, kitaplarda saman kâğıdı kullanılırdı!

Bazılarımız da ders kitaplarını “katıksız” okumaz, arasına resimli roman koyardı. Ekmek arası köfte gibi… Kesinlikle daha besleyiciydi, okuyanların ruhu beslenirdi.

Ruh dolmuştu ama mideler boştu. Kooperatif denen bugünkü kantinlerde en fazla gazoz, poğaça ve simit olurdu. Okul dışında bekleyen turşucu, leblebi tozu satanlar ve helvacılar ise bizim en önemli çeşnicimizdi.

Evet, yoksulluk vardı. Ancak yemek dökmek, yarıda bırakılan hamburgerler, sayfası açılmadan çöpe atılan kitaplar, iki sayfası karalanmış ama bitirilmemiş defterler, tipi beğenilmediği için kullanılmayan kalemler, her sene yenilenen çantalarımız yoktu.

“Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı.” gibi sloganlarımız vardı. Zenginlikle görgüsüzlük ayırt edilirdi… O zamanlar en pahalı meyve muz olduğu için, beslenme çantalarında yer almaz, alamayanlara ayıp olmasın diye de okulda yenmezdi…

Değerlerimiz vardı…

Bugünkü gibi fazla sistemimiz de yoktu ama istikrarımız, sevgimiz, tutkumuz ve mutluluğumuz vardı!

Ömer Orhan


 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)