adscode

Öğrenciler, okula neden gider?

Meslek hayatımda çoğu zaman aklımdan şu soru hiç çıkmadı: Öğrenciler, okula neden gider?

byomerorhan@gmail.com




 

Dile pelesenk olmuş söylem, iyi bir eğitim almak, kendilerini geliştirmek ve ileride başarılı bir iş hayatına atılmak.

Sözcüklere yüklediğimiz anlamlarla süslediğimiz eğitim-öğretim çalışmaları yaşam için yeterli mi?

Tanımladığımız iyi eğitim, kime ve neye göre iyi? Kurduğumuz sistem, öğrencilerin kendilerini geliştirmelerine olanak tanır mı?

Başarılı bir iş hayatı ne demek ve hangi ileride? Üniversite bitince mi, yoksa yüksek lisans, doktora sonrası mı? Ne zaman?

Kimse kusura bakmasın, uygulanan eğitim sisteminde, teorilerle boğuşan öğrencilerin kendilerini “geliştirmeleri” pek de söz konusu değil. Eğer birkaç iyi örnek yaratarak tüm sistemi aklayacaksak o başka ama yıllardır ölçme değerlendirmede vazgeçemediğimiz çan eğrisini tüm sisteme oturtursak daha samimi bir değerlendirme yapabiliriz sanırım. Unutmayalım ki sistem ne olursa olsun, her zaman yüzde birlik dilimde yer alan birileri olacaktır. Üstelik bu birilerinin zekâlarının parlaklıklarını bir tarafta tutarsak, olasılık olarak da her zaman birilerinin “sisteme rağmen” ilerleyebildiğini görürüz. Ancak bir şekilde yüzde birlik başarı içinde olan öğrencileri işaret ederek, kalan tüm kitleye, bu başarıyı hedef göstermek, işte bu hiç samimi değil.

Hiçbir sektör, eğitimde yaşanan riskleri “aynı yürek ferahlığı içinde” tolere etmez. Hangi sektörde bir ürün 18 yıl (anaokulundan lisans eğitimi sonuna kadar) üretim bandında tutulur, sonunda da tüm sorumluluk ürünün kendisine bırakılır? Yani bu eğitim sisteminde bir başarısızlık söz konusu olursa, başaramayan ürünün/kişinin kendisidir! Oysa daha çok “çalışsa”, daha çok test çözse, daha çok… Çok saçma!

Eğitim sistemiyle ilgili herkesin birtakım görüşleri olduğunu biliyor ve popülistlik de yapmak istemiyorum.

Annem her zaman doğru ve iyi insanlarla karşılaşmamız için dua eder. Sanırım bu dileğin ne demek olduğunu hepimiz biliyoruz. Belirli bir deneyime sahip insanların bu dileğe katılmaması mümkün mü? İyi insan olmak için örnek bir aileye sahip olmakla başlıyor her şey ve sonrasında iyi bir okulla devam ediyor.

İyi okul derken süslü püslü okul binaları yaratmaktan söz etmiyorum. Öğrencilerin hayallerini yok etmeyen, öğrencileriyle öğrenirken heyecan duyan, duvarlarla sınırlandırılmamış bir öğrenim ortamı sunan ve ilham olabilecek yönetici ve öğretmenlerden oluşan bir okuldan söz ediyorum.

Nasıl?

Okul müdürleri ve yöneticileri okullarını çekim merkezi hâline getirebilmek için düşünmeli. Günlerini, egolarını şişirerek ve koltuklarına yapışarak değil, öğretmenlere nasıl ilham olacaklarını düşünerek ve üreterek geçirmeli. Öğretmenlerin lideri olabilmek için önce örnek bir öğretmen olmalıdır. Yani öğrenme isteği sonsuz, okuyan, yazan, heyecanlı, hayal kurmayı “başarabilen” ve sürekli üreten…

Bu, size tanıdık gelmedi mi?

Çünkü bizler daha çok “adanmışlıkla” değil, verilen yetkilerle ve “atanmışlıkla”  müdürlük yapan idarecileri biliyoruz. Çünkü onları atayanlar da sadece bunu biliyor. Ve insanlar sadece bildiklerinin doğru olduğunu düşünüyor. Bunun içindir ki neredeyse hepimiz, öğretmen ve öğrencileri sadece, “hizaya sokan”, emreden, isteyen ve çoğunlukla beğenmeyen müdürlerin izlerini taşıyoruz.

Oysa öğretmeni ders programı bağlamında okula hapsederek, müfredat ve anlamsız iş yüküyle ezmeyi marifet sayarak eğitim lideri olunamaz. Bu bir yeterlilik ve erdem meselesidir ve kendinde bu yeterliliği görmeyenler, en azından erdem göstererek böylesi bir sorumluluğu üstlenerek öğretmen ve öğrencilere kötülük etmemelidir.

Öğretmenlik ise standart bir memuriyetten çok daha fazlasıdır.

Sabah 08.00’de başlayarak 17.00’ye kadar “iş” yapması beklenen öğretmenin mesai sınırlamasıyla okulda tutulması görece olarak “idarecilerin başarısından” ibarettir.

Öğretmenlik zor iştir. Her ne kadar bilinen sanatlar içinde görünmese de ciddi anlamda yaratıcılık isteyen bir sanattır.

Öğretmenlik;

bir tiyatro sanatçısı kadar drama becerisi, doğaçlama, diksiyon ve hitabet yeteneği,

bir plastik sanatlar sanatçısı kadar el becerisi,

bir müzisyen kadar güçlü bir kulak,

bir edebiyatçı kadar derin sözcük bilgisi ve yazma yeteneği gerektirir. 

 

Öğretmenler, bu özelliklere sahip olmalıdır ki;

bir mühendisin dünyanın en hızlı makinesini icat ederek, farklı bir gezegende yeni yaşam alanları kurmasını,

bir doktorun tüm hastalıklara çözüm üretmesini,

bir iktisatçının çok para kazanırken, paranın bir araç olduğunu unutmamasını,

bir politikacının halka rağmen değil halkla bütünleşerek hizmet etmesini,

bir öğretmenin öğrencilerine nasıl ilham olabileceğini gösterebilsin.

 

Şimdi soruyu tekrarlayalım. Öğrenciler, okula neden gider?

Devam zorunluluğu, not ve gelecek kaygısı mı?

Aile baskısı mı?

Yoksa hayal kurmalarına, soru sormalarına, sorgulamalarına, hata yapmalarına, kendi olmalarına izin veren, onlara model olan yaratıcı öğretmenleri ve müdürleri olduğu için mi?

Başka bir deyişle, okul yöneticisi ve öğretmeni olarak sizin için, sizinle bir şeyler paylaşmak, sizden bir şeyler öğrenmek ya da sizinle bir şeyler öğrenmek için okula gelen kaç öğrenciniz var?

Üzgünüm ama bu sorunun yanıtını kaçamak yanıtla geçiştirmeyen, “faturayı” sisteme, bir üst makama kesmeyen eğitimcilere ihtiyacımız var. Haklı olduğunuz ve gerçeğiniz, bunu değiştiremeyeceğiniz anlamını taşımaz.

Her geçen yıl, öğretmenliğin ne demek olduğunu ve olmadığını; kutsiyetinin yanında ne kadar büyük bir vebal yüklediğini anlıyor ve bu sorumluluğu düşünüyorum.

Öğrencilere ilham olan ve yüreklerine dokunabilen eğitim yöneticileri ve öğretmenlerin çoğalması dileğiyle…


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    1 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (1)