adscode

Öğrenme aşkı…

İlk görüşte aşka inanır mısınız? Peki, ilk dinleyişte, okuyuşta öğrenmeye inanır mısınız? Mümkün mü?

byomerorhan@gmail.com




Kesinlikle mümkün… Ancak “her ikisini” de kalıcı kılmak için arada bir pekiştirmek gerekir.
İlk refleks, hormonlarla ve duygularla ilgili olsa da sonrasında mantık ve akıl devreye sokularak bu süreçler yönetilmelidir.
Öğrenmenin dört evrede (bilinçsiz-yetersizlik, bilinçli-yetersizlik, bilinçli-yeterlilik, bilinçsiz (bilinç dışı)-yeterlilik) gerçekleştiği bilinse de, ben biraz daha farklı bir değerlendirmek istiyorum.
Aklın devrede olduğu süreçlere baktığımda, uygun ortam ve zihin yapısı ile öğrenmenin birinci evresi gerçekleşir. Beyin yeni gelen bilgiyi yerleştirirken de yaşamla örtüşenleri deneyimlerimizin yanına kaldırır.
İkinci evrede ise bilginin kullanımı var. Kullanım bazen zorunlu nedenlerle bazen de istekle olur. İstekli olduğunda nöronlar daha hızlı ve keyifle bilgiyi taşırken, zorunluluk durumunda elbette bu işi biraz daha “keyifsiz” yapar. Ancak her iki şekilde de bilgi kullanıldıkça veya tekrar edildikçe hafızaya yerleştirilir.
Bana göre insan söylendiği kadar “akıllı” olmadığı gibi öyle bir kerede de öğrenmesi kolay değildir. Öğrendiklerini kalıcı hâle getirmesi için tekrar etmesi gerekir.
Hiçbir şey öğrenmediğinden şikâyet edilen çocuğun sevdiği alanlarda ne kadar başarılı olduğunu sıklıkla duyarız.
İlgi ve merak meselesi…
Öğrenme süreçlerinde, belki de en önemli yeri tutar merak... Onunla her şey daha kolay: İlgisi yüksek olanı kapıdan kovsanız, bacadan girer, ışığını söndürseniz yorgan altında çalışır.
Öğrenmek, bilen ve azimli olan için daha kolaydır.
Empati yapabilen öğretmenleri tenzih ederek, formasyonu eksik bazı hocaların söylemlerine bayılıyorum!
  • Aslında sınav çok kolaydı, ben 15 dakikada yaptım, çocuklar yapamamış, anlayamadım.”
Hocayı kutlayalım!
Marifet iltifata tabidir…
  • Aman hocam, bir de öğrenciler başarılı olursa tamamdır. Senin kadar hızlı olmalarına gerek yok, onlar bir saatte de yapsalar olur. Haydi gayret!
 
  • Yok yok bu çocuklarda “beyin” yok!
Ne saptama ama!

Şimdi efendim öğrenmenin beyinle ilgili olduğunu biliyoruz ama tıp dünyası seferber olsa da beyni henüz tam anlamıyla çözümlemiş değiliz. Sağ ve sol lobu hemen hemen herkes biliyor olsa da frontal lobu, nöron sinir sistemini, sinapslar aracılığıyla haberleşerek iş gördüğünü sadece okuyanlarımız biliyor.
Bu lobların yerine başka loblarını kullanmaya çalışanların çabası da nafile. Henüz oraya nöronlar için sinir hattı çekilmedi.
Neyse efendim, beynimizin ön bölgesinde bulunan prefrontal lob (prefrontal korteks) kısa süreli belleğimizdir. Aynı otel lobisi gibi… Neredeyse bütün yönetim, yönlendirme buradan gerçekleştirilir. Ancak arşiv burası değildir.
Öğrenmenin kalıcı olabilmesi için çeşitli yöntemlerle tekrar edilmesi gerekir. Böylece beynin farklı bölümlerine taşınan bilginin, çağırıldığında getirilmesi mümkün olur. Yani herhangi bir konuyu dinleyerek de öğrenebilirsiniz ama belirli bir zaman sonra kaybolacaktır. Aynı konuyu görür, yazar, tadarsanız veya ona dokunursanız beynin farklı bölümlerine de taşınacağı için daha uzun süre saklanacaktır.
Kısacası bilgilerimizin “tazeliği” ve saklama süreleri, saklama koşullarına bağlıdır. Edinilen bilgiler örtüştürülmediği/pekiştirilmediği sürece unutulmaya mahkûmdur.
Son kullanma tarihi geçmeden, beyinlerin doğru kullanılması dileklerimle…
 
Ömer Orhan
 
 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)