adscode

adscode

adscode

adscode

Ortaya karışık öğretim

-Donat oğlum masayı! -Ne vereyim abime? -Getir işte. - … -En iyisi ortaya karışık yap!

byomerorhan@gmail.com

Bazen menüyü okumaya bile tenezzül etmeyiz. Oysa yemeği daha lezzetli kılmak için ritüellerini de yerine getirmek lazım. Ancak bu da bir kültür meselesi olup bilgi, ilgi ve görgü gerektirir.

Ne yiyeceğimize karar veremediğimizde en kolay sipariş, “ortaya karışık” olur. Biraz ondan, biraz bundan, isteyen istediğinden alsın durumu yani. Oh, mis. Alan razı, satan razı…

Konfeksiyon yaşamlarımızın, ayaküstü, özensiz hâlleri.

Eğitime baktığımızda da benzerlikler görüyoruz. Okullarda okutulan dersler; genel kültür, alan bilgisi adı altında farklı beklenti, amaç ve “stratejiler” için çeşitlendirilmiştir. Ortak dersler dediğimiz ve paketlediğimiz birçok ders var. Bunların, çocuklar için önemli ve gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Ayıp olmasın diye de birkaç dersi onların seçimine sunuyor, çoğunlukla onlar adına da biz seçiyoruz! Adı seçmeli yani.

Her dersi, öylesine değerli ve gerekli kılmışız ki sıkıysa öğrenme! Bu sistemde öğrenmeyen geride kalır! Testleri yapamaz, düşük puanlar alır, not ortalaması düşer ve sınavlarda başarılı olamaz. Kâbus gibi bir şey. Korku treninde yolculuk eder gibiyiz. Sonunda aydınlığa ulaşacağımızın garantisi de yok üstelik. Ya yanlış trene bindiysek?..

Derslerin her biri ayrı bir matruşka bebek gibi açtıkça içinden başka bir bebek çıkıyor. Yani derslerin müfredatları o kadar yoğun (konsantre) ki “sulandırmadan almak” neredeyse mümkün değil. Neyse ki en iyi başardığımız iş, “sulandırmak”!

Okul ve ders sürelerinin uzunluğu; programların yükünü hafifletmek yerine çok daha fazla yoğunluğa neden olurken ne öğrenciler ne de öğretmenlerin kendilerini geliştirmesine, keşfetmesine ve kendine zaman ayırmasına fırsat tanımıyor.

Okullar düzeylere, düzeyler sınıflara, sınıflar kimi zaman seviyelere göre oluşturuluyor. Farklı öğrenme biçimlerindeki öğrencilerin tümüne aynı yöntem ve tekniklerle bilgi aktarılıyor. Anlatılanı az anlayan ve anlamayanlara ise kurslar ve kısmi ders tekrarları yapılıyor. Bu ders tekrarları da çoğu zaman, oluşturulan karma gruplarla yine aynı yöntemlerle gerçekleşiyor. Öğretmen konuyu ve müfredatı yetiştirme kaygısıyla geride kalan öğrenci için daha fazla zaman ayıramıyor, bu nedenle geride kalmanın bedelini de öğrenci ödüyor.

Ev ödevleri ise ayrı bir trajedi! Her ders önemli olunca, her dersten verilen ödevler de bir o kadar önemli kabul ediliyor. Gün içinde tükenmiş ve zorla ayakta duran öğrenci her gece bir daha yıkılıyor.

Kısacası, bunca koşuşturma içerisinde ve hayatının baharında faturayı ödeyen öğrencilerin durumu içler acısı.

Vücudundaki değişimleri daha anlamlandıramamış ve hormonlarına söz geçiremiyorken;

bir nedenle dersi kaçırdığı,

sağlık sorunu yaşadığı,

dikkati dağıldığı,

aşık olduğu veya aşkı olmadığı,

ailevi sıkıntıları,

fiziki koşulları,

ekonomik durumunun yetersizliği,

psikolojik çöküntüleri,

travmaları ve çoğaltabileceğimiz onlarca nedenle odaklanamayan öğrencinin dersi anlamamak gibi bir lüksü yok! Beylik laflarla ve kuru nasihatlerle onu anladığımızı söyledikten sonra ne işe yaradığı belli olmayan, ortaya karışık bir sözle de görevi tamamlıyoruz. Daha çok ÇALIŞMALISIN! Ne önerme ama!

Elbette bu koşuşturma içinde tam öğrenme gerçekleşmeden, süreç hızla devam ediyor. Başaramadığı duygusunu yaşayan öğrencinin hevesi kırılıyor ve derse ilgisini yitiriyor. Öğrenmeden veya eksik bilgiyle bir sonraki konuyu takip etmek ve anlamak zorlaştığı için, her geçen gün başarısızlık da kaçınılmaz oluyor.

Böylesi bir eğitim sisteminde yetişmiş öğretmenlerin durumu da pek farklı değil. Oluşturulan okul ve sınıf düzeninde, bunca ders çeşitliliği, yoğun müfredatlar ve sınav sistemi ile öğretmenlerin elleri, kolları bağlanarak yaratıcılıkları da yok ediliyor. 30 yıllık meslek hayatımda çok az öğretmenin mücadeleden vazgeçmediğini, mevcut durumu kabullenmediğini gördüm.

Oyunda top çevirmek gibi, öğretmen topu zümre başkanına, zümre başkanı müdüre, müdür kurucu temsilcisine, kurucu temsilcisi bakana, bakan kendinden önceki bakana, önceki bakan daha önceki bakana… atıyor. Sonunda, herkes ağız birliği yapmış gibi topu sisteme bırakıyor. Anlayacağınız bizim top, bir türlü ne kale ne de pota yüzü görüyor.

Her ne kadar TDK’ye göre “sistem” düzen anlamına gelse de ironik bir şekilde sistemsizliğe sistem diyerek düzensizliği kabul etmiş görünüyoruz. Aslında hakkını yemeyelim; “bir sistem” kurulmuş ama 18 yıl çocukları okullara bağlayan ve başarısızlığın tüm bedelini yine çocuklara ödeten bir sistem bu!

18 yıl boyunca keyifle yolculuk edeceklerini düşündükleri öğrenim yolculuğunda; bilmeden bindikleri korku treniyle serüvene atılan öğrenciler; her istasyonda biraz daha merak, yaratıcılık ve öğrenme isteğini yitiriyor. Korku treni makinistlerinin çoğu yolculuğu tamamlamadan, sıkıştığında kendini trenden atıp kurtarıyor. Olan, yine öğrencilere olurken geride sıfırlanmış bir sorgulama, öğrenilmiş çaresizlik, itaat ve salt görev için yapılan işler kalıyor.

Ortaya karışık öğretim sistemiyle ortalama birikim, ortaya karışık eğitim sistemiyle de ortaya karışık bir kültür! Hepsi bu…

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)