adscode

Profesyonel olmak ya da olmamak!

byomerorhan@gmail.com





İş hayatında sıkça kullanılan sözcükler; görev, görev tanımı, profesyonel ve amatörlüktür. Peki, sözcükler tanımlandıkları gibi mi algılanmaktadır?

İşe kabul edilene kadar kendini öven, atıp tutan, neler yapabileceğini sıralayan, o fedakâr insan, kabul edildikten sonra zamanla değişir. İşe girişte gösterdiği öz güven ve enerji normale döner. Bu arada iş ortamını tanımaya, kimin ne iş yaptığını anlamaya çalışarak zamanını geçirir. Oryantasyon önemlidir!

Yavaş yavaş “işin inceliklerini” öğrendikçe perspektif de belirlemeye başlar. Bu perspektifi oluştururken öncelikle gelecekte ulaşacağı ve olabildiğince uzak olan “ufuk çizgesini” çizer ve sonrasında da “kaçış noktalarını” bulur!

Görev tanımını eline aldığındaki ilk merak ve heyecan; yerini, bilmiş, özümsemiş bir “profesyonel tavır” a bırakır. Gözü, hep diğer çalışanlardadır. Ne yapabileceğinden çok ne yapmaması gerektiği ile ilgilenmeye başlar. Yapılan ve yapılmayanlar dikkatinden asla kaçmaz. O mütevazı yaklaşımdan eser yoktur artık. Tam bir profesyonel olmuştur ve Türk Dil Kurumu bunu “uzmanlaşmış-ustalaşmış” olarak tanımlamaktadır.

İncelik, işte tam bu noktada devreye girer. Ustalık nerededir? Bağlı bulunduğu kurum/kuruluş ve işini geliştirerek, yaratıcı olmak ve katma değeri arttırmak, yani daha moda deyimle inovatif bir yaklaşım göstermekte mi? Yoksa sadece görev tanımında belirtilen konularda görevini yerine getirmek ve ne olursa olsun bununla yetinmek mi?

Mutlak doğru yok galiba ve elbette konu “perspektif” olduğu için bakış açısına göre de değişiyor. Sadece görev tanımında yer alan işleri yapan ve bunları da iyi yapan birisini düşünelim. Bu kişi, işini profesyonelce yapmaktadır. Burada sorun yoktur ve işlem tamamdır. Ancak kurumsal olan diğer konular gündeme geldiğinde ve bir sorumlu yoksa kimse de farkında değilse veya kurumun hedefleri doğrultusunda gelişim söz konusuysa “o’nun” tavrı ne olmalıdır?

Elbette bu, kişiye ve sektöre göre değişiklik gösterecektir. Ayrıca “o’nun” tavrının dışında yönetimin tavrı da kurumsal bir kültür oluşmasına neden olacaktır. Yani yönetim, gerçek bir performans değerlendirme sistemi ile amatör ruhla çalışmayı destekleyici yaklaşımlarda bulunduğunda bu durum kurum içerisinde de kendine daha fazla yer bulacaktır. Ancak bunun “bıçak sırtı” bir iş olduğu da unutulmamalıdır.

Peki, en doğrusu hangisidir? Profesyonel ruh mu, amatör ruh mu?

Amatör ruhun heyecanının, pozitif, yapıcı, yaratıcı ve sahiplenici tavrının, profesyonel disiplinlerle çevrilmesi belki de doğru yanıttır veya doğru yanıt her ikisi de eşit ölçüde bulunmalı, olmalıdır. Yaşam; denge üzerine kuruludur, dolayısıyla burada da denge aranmalıdır.
Amatör ruh ile çalışmak, kişiyi geliştiren, ürettiği için hayata değer katmanın keyfini veren, diğerleri tarafından kabul gören, işveren/patron/kurum tarafından tercih edilen bir özelliktir. Ancak amatör ruhla çalışanın, kişisel kazancı nedir?

“Yaptığın iyilikler görevin hâline gelir.” Bu sözü okurken onayladığınızı görür gibi oluyorum. Evet, aynen böyledir. Hatta görevin hâline dönüşen bu işi bir gün yapmadığında, üstüne bir de eleştirilirsin ve performansının düştüğü, iş yapmadığın söylenir. Ayrıca ne kadar huysuz olduğun gibi başka sıfatları da peş peşe alıverirsin.

Bilinen bir hikâyeyi hatırlayarak konuyu pekiştirelim:

*Küçük bir karınca, her sabah erkenden işine gelir ve neşe içinde çalışmaya başlardı.
Çok çalışır, çok üretir ve bunları keyif içinde yapardı.
Patronu aslan, karıncanın başında yöneticisi olmadan kendiliğinden bu kadar hevesle çalışmasına çok şaşırırdı.
Bir gün kârı ve verimliliği arttırmak için aklına parlak bir fikir geldi; eğer karınca, başında bir yönetici olmadan bu kadar üretken olabiliyorsa, bir de başarılı bir yöneticisi olsa neler yapardı?
Bunun üzerine, müthiş bir yöneticilik kariyeri olan ve yazdığı raporlarla ünlü hamam böceğini işe aldı.
Hamam böceği işe öncelikle bir saat satın alarak başladı. Böylece karıncanın çalıştığı saatleri tam olarak ölçebilecekti. İş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmeyecekti. Elbette raporlarını düzenleyecek bir sekretere de ihtiyacı olacaktı. Bu nedenle hem telefon trafiğini yönetmek ve hem de arşiv işleri için örümceği işe aldı.
Aslan, gelişmelerden çok memnundu. Hamam böceğinin hazırladığı raporlar gerçekten harikaydı. Hatta ondan üretim hızını ölçen ve kârlılığı analiz eden renkli grafikler de hazırlamasını istedi. Böylece bu raporları, ortaklarına sunum yaparken kullanabilecekti.
Hamam böceği, bu raporları üretebilmek için yeni bir bilgisayara ve donanıma ihtiyaç duydu. Artan ekipmanlar için de artık, bir bilgi işlem departmanı oluşturmanın zamanı gelmişti. Bu işleri idare etmek için sineği işe aldı.
Bir zamanlar mutlu, üretken ve rahat olan karınca, bu yeni toplantı düzeninden ve evrak işlerinden yılmıştı. Zamanının büyük bir kısmını kendisine sorulanları cevaplamak ve evrak işleri yapmakla geçiyordu.
Aslan, karıncanın bölümünün giderek büyümesinden memnundu. Bölümü daha da büyütmek üzere bir üst yöneticiye ihtiyaç olduğunu düşündü ve bölüm başkanı olarak başarılarıyla ünlü ağustos böceğini işe aldı.
Kendi rahatına ve keyfine düşkün ağustos böceğinin ilk icraatı ofisi rahat edebileceği yeni mobilyalarla döşemek oldu. Tabii ki kendisinin yeni bir bilgisayara, bütçe kontrol ve stratejik verimlilik planı hazırlanması için kişisel bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bunun üzerine eski iş yerindeki yardımcısı tavus kuşunu işe aldı.
Karıncanın çalıştığı yer giderek kimsenin gülmediği, neşesiz ve mutsuz bir mekâna dönüşmüştü.
Ağustos böceği, patronu aslanı ortamın ruh hâlini değiştirecek bir çalışma yapılması gerektiğine ikna etti.
Bunun üzerine, karıncanın bölümünde olup bitenleri gözden geçiren aslan, üretimin ve kârlılığın dramatik bir şekilde düştüğünü fark etti. Hemen, son derece itibarlı ve iyi tanınmış bir danışman olan baykuşu sorunu çözmesi için işe aldı.
Baykuş, karıncanın departmanında üç ay geçirdi. Bu hummalı çalışmanın ardından ciltler tutan muhteşem bir rapor yazdı. Raporun sonucu şuydu: “Departmanda aşırı istihdam vardı.”
Aslan, raporu inceledikten sonra dramatik bir karar verdi ve elbette, ilk olarak negatif tavırlarıyla dikkat çeken, mutsuz ve çalışma isteğini kaybetmiş olan karıncayı işten çıkardı!..

Dramatik sonuçlar ortaya çıkmasın isteniyorsa, amatör ruh bir zafiyet olarak görülmemeli, desteklenmeli ve özendirilmelidir. Amatör ruhla çalışan, yaratan, üreten kişinin iyi niyeti bu anlamda suistimal edilmemelidir. Amatör ruh da, profesyonel bakabilmeyi öğrenmelidir. Unutmamalıdır ki kendisi izin vermedikçe emeği sömürülemez.
Yaşam, profesyonel bir denge üzerine kuruludur!

Ömer ORHAN

*Hikaye, alıntı-Anonim





 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)