adscode
adscode
adscode
adscode
adscode
adscode

Ya tutarsa?

Çiftçilikte ürün yetiştirmek özenli çalışmayı gerektirir. Tohum ekmek için toprağı temizlemek, sürerek tohuma yatak açmak, yabancı otlar ve hastalıklardan arındırmak, nemlendirerek iyice hazırlamak gerekir.

byomerorhan@gmail.com




Uygun koşulları oluşturmadan tohum ekilmez! Birkaçı topraktaki çatlaklardan içeriye düşerek yetişir düşüncesiyle tohum serpilmez! Çiftçi, her tohumun yeşermesi ve en yüksek verimi almak için işi şansa bırakmaz.

Tohumlar, hazırlanmamış toprağa rastgele döküldüğünde birçoğu yok olur. Tohumların bir kısmı cılız yetişirken bazıları toprağa tutunarak büyür. Eğer çiftçiler böylesi bir yöntemle ekim yaparsa -ki adına yöntemsizlik demek daha doğru olur- hem tohumlarını ziyan eder hem asla düşündüğü ürünü alamaz. Bu durum tarımsal beklentileri asla karşılamaz.

Eğitimde de benzer durum yaşanır. Yüzlerce öğrenciyi okulun içine doldurarak, onlar için hiçbir çaba göstermeseniz, onlara hiç katkı sunmasanız bile bazı öğrenciler belirli oranda başarıyı gösterecektir. Bu durumda elde edilen başarı bireyseldir. Yani koşullar ne olursa olsun, kişisel çabayla başarı sağlayan insanlar her zaman vardı ve var olacaktır. Sadece birkaç kişinin becerisiyle sağladığı bireysel başarı, eğitim sistemine mal edilemez.

Bugünkü “sisteme” göre bile eğitim için okul binasının varlığı tek başına yeterli değildir. Okulun düzenlenmesi, eğitim öğretim için uygun ortamın hazırlanması gerekir. Elbette bu uygun ortam, ihtiyaçlar düşünülerek kullanıcılar tarafından düzenlenmelidir. Koşulların uygunluğu önemlidir; ancak ayrıca bu koşulları doğru şekilde kullanacak ve rehberlik yapacak öğretmenler olmadan işin gerçekleşmesi son derece güç ve sonuçları rastlantısal olur.

Her tohum ve ihtiyaçları aynı mıdır? Tüm tohumlar aynı hızla mı gelişir? Mısır tohumundan buğday elde edebilir misiniz? Daha onlarca soru…

Eğer aynı tarlada farklı tohumlar ekecekseniz tarlayı düzenlemeniz gerekir yani tohumlar tarlaya karmakarışık şekilde serpilmez. O zaman öğrencilerin okula/sınıflara rastgele yerleştirilmesi ve tümünün aynı kabul edilmesi (bugünkü sistem) büyük bir hatadır.

Çok su isteyen bir tohuma az, az isteyene çok su verilmez. Kimi dayanıklılığı sayesinde koşulların üstesinden gelirken, kimi yakın ilgi bekler. Kimi nemli havayı sever, kimi kuru havayı…

Öğrenciler de tohum gibidir. Her biri değerli ve gelecekteki potansiyel üründür. Tohumun yetişeceği toprağı okula, öğretmeni de çiftçiye benzetebiliriz ki bu metafor günümüz eğitim sisteminin en basit örüntüsüdür.

Her öğrenci farklıdır. Öğrenme biçimleri, öğrenme hızları, sosyokültürel durumları, hazır bulunuşlukları, becerileri birbirinden farklı olan öğrenciler, aynı ortamda aynı hızda, aynı yöntem ve teknikle, aynı başarıyı elde edemez. Bazılarının başarılı olması sistemin başarısını göstermez. Bu sonucu başarı olarak görmek, yapılan işin niteliksizliğini, verimsizliğini görmezden gelmektir. Söylemlerde “Her çocuk bizim için değerlidir.” denilse de, çiftçinin tohuma gösterdiği saygı ve değerin yarısının bile çocuklara gösterilmediği ortadadır. Kaç kişi samimi olarak bu gerçekle yüzleşiyor? Neredeyse tüm eğitim camiası –mış gibi yapmıyor mu?

Demek ki neymiş? İşi yapan, ne yaptığını bilerek yapmalı, ortam ve koşullar düzgün hazırlanmalı, ürün elde edilene kadar da aynı özen gösterilerek şartlar sürekli kontrol edilmeli ve düzenlenmeliymiş. Rastgele “atılan” tohumun toprağa tutunmasını ve yeşermesini beklemek ilkel toplumlarda bile görülmemiş.

Doğadan uzaklaşırken ve toprağın değerini bilmeyen nesiller “yetiştirirken”, eğitimi bu metaforla açıklamak çok ironik oldu ama bir eğitimci olarak, sorunlarla yüzleşmeden çözüm üretilemeyeceğini düşünen azınlıktan biriyim.

Eğitimde yaşanan sorunların kaynağı kim olursa olsun, çözüm sadece Millî Eğitim Bakanlığından beklenmemelidir. Tüm paydaşların aynı sorumluluk bilinciyle hareket etmesi, şartlar ne olursa olsun çözüm üretmesi, çözümün parçası olması gerekir.

Yaşam derslerle ve yol göstericilerle doludur. Sorularımızın yanıtları, çoğu zaman görmezden geldiğimiz doğada veya toplumun içindedir. Sorunlarımızın çözümü, bazen bir fıkrada bazen de bir tohumdadır. Görebilene, anlayabilene, daha çok da anlamak isteyene!

Sınama-yanılma, genellikle öğrencilerin ve çocukların öğrenmede kullandıkları bir yöntem olarak kabul edilebilir, hepsi o kadar! Bir eğitim sistemi kurulurken, geliştirilirken veya değiştirilirken eğitim bilimciler, akademisyenler, bürokratlar ve öğretmenler; öğrenciler üzerinden “sınama-yanılma” yapmamalıdır.

Gölü yoğurtla mayalamaya çalışan Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:

  • Göl hiç maya tutar mı?
  • Ya tutarsa?

 

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)