adscode

adscode
adscode

adscode
adscode

Felsefesiz Düşünme, Düşünmesiz Kalkınma Olmaz

Dünya tarihi aslında filozofların tarihidir. Hiç bir toplum yoktur ki felsefeden etkilenmemiş ve felsefesiz ilerlememiş olsun.

www.sahinaybek.com.tr

Felsefenin yaşamın her alanının içinde olduğunu ve düşünmenin ana kaynağı olduğunu düşündüğümüzde, felsefesiz bir düşünmenin ve düşünmesiz bir kalkınmanın olmayacağını anlıyoruz. Felsefe bütün bilimlerin anası olduğundan, tüm bilimler de felsefeden etkilendiğinden hareketle felsefenin önemi bir kez daha ön plana çıkıyor. Bu anlamıyla ülkemizde şu an her dönemkinden daha fazla  felsefeye ihtiyaç vardır. Bilim felsefesine ihtiyaç vardır, bilim yapabilmek için. Matematik felsefesi, fizik felsefesi, biyoloji felsefesi bilmeden bilim insanları bilim yapamazlar. Ama insanımız felsefeden nefret bile edebilmektedir. Oysaki    büyük toplumlar büyük felsefe sistemlerine dayanır. Ve de toplumlardaki tüm değişimler, “Bana Kadar Olanlar Dünyayı Anlamaya Çalıştılar, Ben Anladım Değiştirmek İstiyorum”, sözünün felsefesine dayanır.

 

                                  Ülkemizde  Felsefe Geniş Kitlelere Ulaş(tırıl)mamıştır

 

Ülkemizde maalesef felsefe gereksiz  ve tehlikeli olarak görüldüğünden geniş kitlelere ulaş(tırıl)mamıştır. Ve de karnını doyuramayan yani aç biri hiç bir zaman felsefe yapmayı düşünmez.

Diğer taraftan tam bir düşünce özgürlüğü olmadan felsefe yapamazsınız. Ve de felsefe, tarihinden ibaret değildir. Felsefe yaşamın ta kendisidir. Nitekim Epiküros ,ölüm acıma ,sıkıntılarıma ve kaygılarıma merhem olmayan felsefe felsefe değidir, der. Felsefeyi günlük hayattan uzaklaştırarak ,’Prozacı bırak Platona takıl’ bakışını yerle bir ettik.

 

                                 Ülkemizde Felsefeyi Yaygınlaştırmak İçin Neler Yapılabilir?

 

Felsefenin bütün bilimlerin anası yani çıkış noktası olduğu kabul edildiğinde; gerek toplumsal kalkınma adına gerekse de düşünme eğitimi adına felsefenin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Düşünen ve sorgulayan bireylerden oluşan toplumlar daha ileriye gideceği gibi, felsefenin nitelikli ve yoğun bilinmediği toplumlarda ilerleyemeyeceği gibi dogma ve tabuların doğal bir sonucu olarak da çatışmalar kaçınılmaz olacaktır. Felsefe çok soyut bir alan gibi  gösterilmemeli, felsefe sanki sadece teorik ve düşünsel bir alan gibi algılanmamalı, aslında yaşamın her alanını etkilediği anlatılmalı, dili ağır ve anlaşılmaz gibi bir hava oluşturulmamalıdır. Ülkemizde liselerde okutulan felsefe dersleri çok yetersizdir. Bu nedenle MEB felsefe programlarında değişiklikler yapmalıdır. Ezberci bir  eğitim sistemi  içinde düşünmeyi öğretemezsiniz. Durum böyle olunca felsefe dersleri sembolik olmanın ötesine geçemez. Felsefenin nasıl bir düşünme ve bilme yolu olduğunun net bir şekilde ortaya konması lazım.  Felsefe tarihinin ana kolonlarını yok sayarak dünyayla da mücadele edemeyiz.

 

Yanı sıra felsefe ders saatleri daha fazla olmalı ve felsefe eğitimi daha küçük yaşlardan ilkokuldan itibaren başlamalıdır. Bütün felsefe grubu dersleri felsefe, psikoloji, sosyoloji ve mantık zorunlu hale getirilmelidir. Yoksa daha yüzyıllarca niye filozof çıkaramıyoruz diye düşünür dururuz. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…

 

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)