adscode

Atatürk ve çocuk

Kısacası, çocuklarımızı artık düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız.

aguclu@milliyet.com.tr




Atatürk, ülkesini olduğu gibi çocukları da gençleri de çok seviyordu. Peki o ülkesi ve geleceğin teminatı olarak gördüğü çocuklarımız için nasıl bir dünya, nasıl bir ülke, nasıl bir gelecek, nasıl bir eğitim istiyordu?

İşte bu noktada, Atatürk’ün çocuklar konusundaki düşüncelerine gelin hep birlikte bir göz atalım: 

“Çoğu ailelerde öteden beri çok kötü bir alışkanlık var: Çocuklarını konuşturmaz ve dinlemezler. Onlar lafa karışınca, ‘Sen büyüklerin konuşmasına karışma!’ der, sustururlar. Ne kadar yanlış, hatta zararlı bir hareket!
Halbuki tam tersine, çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklarını olduğu gibi ifade etmeye teşvik etmelidir. Böylece hem hatalarını düzeltmeye imkân bulunur hem de ileride yalancı ve riyakâr olmalarının önüne geçilmiş olur.
Kısacası, çocuklarımızı artık düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız.

Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışmalıdır. 

Bence bunlar, çocuk eğitiminde, ana kucağından en yüksek eğitim ocaklarına kadar her yerde, her zaman üzerinde durulacak önemli noktalardır. Ancak bu suretledir ki çocuklarımız memlekete yararlı birer vatandaş ve mükemmel birer insan olurlar...” 

Atatürk, yukarıdaki sözleriyle, nasıl bir eğitim ve nasıl bir gençlik istediğini çok net ortaya koyuyor.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, bu hayali büyük ölçüde hayata geçirildi.

Peki ya şimdi?

Her birini sınav köleleri haline getirdik ve bayramdan bayrama hatırlıyoruz o kadar...

Peki, 100 yıl önce Büyük Millet Meclisi’ni kurarken ve sonrasında 23 Nisan’ı çocuklara armağan ederken Mustafa Kemal’in aklında ne vardı, ne istiyordu, vasiyeti neydi:

“Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”

Binlerce yıllık devlet ve bir asırlık meclis deneyimini “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir” ilkesi temelinde sonsuza kadar yaşatmak yediden yetmişe hepimizin en büyük ve en asli görevi olmalıdır.

Ülkemiz ne kadar güçlüyse bizler de o denli güçlüyüz. Tıpkı bizler ne kadar güçlüysek devletimizin o denli güçlü olduğu gibi…


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
İsraf, israf, israf…
Hoca’ya Hoca’dan cevap
4+4+4?..