adscode

Çocuklarımıza ne cevap verelim?

byomerorhan@gmail.com




Ben zeytinci değilim, okuduğum ve izlediğimden başka da zeytin ile ilgili fazlaca bilgim yok. Ancak ne yalan söyleyeyim, çok severim mereti… Bir oturuşta yarım kilo bile yerim.

Zeytin ağacı ayrı bir gizem barındırır içinde ve her zaman etkilemiştir beni. Sert ve dirençli bir görüntüsü vardır. Kıvrımlı bedeni, dalları ve üzerindeki yumrularla birçok badire atlatmış ama ayakta kalmış izlenimi verir. Etkileyicidir!

Zeytin, Tanrı’nın bu topraklara verdiği bir armağandır.

Dünyada her memlekete nasip olmamış bir değerdir. Kimisi tanımaz bile, kültürlerinde yoktur. Ne lezzetini bilirler ne de görseler tanırlar.

İnsanoğlunun dost olarak kabul ettiği zeytin, efsanelere de konu olmuştur. Nuh tufanında, güvercinin, ağzında zeytin yaprağı ile Nuh’un gemisine döndüğünden beri ümidin ve barışın, tufanın yıkıcılığına karşın ayakta kalmasıyla da direncin simgesi olmuştur.

Kutsal kitaplarda, insanlık için en önemli değerlerin sembolü olarak betimlenen zeytin ağacı adalet, barış, kutsiyet, bolluk, sağlık ve refah demektir.

Hz. Muhammed “Kıyametin koptuğunu görseniz bile elinizdeki fidanı dikin.” derken ne düşünmüştür? Dünyanın bilinen düzeninin sona erdiği bir anda bile işaret edilen şeye lütfen dikkat! Elinizdeki fidanı dikin!

Üstelik bugün konuştuğumuz ağaç da herhangi bir ağaç değil. Efsanelere konu olmuş, kutsal kitaplarda yer almış ve kendini insanlığa sunmuş bir ağaç bu, zeytin ağacı. Binlerce yıldan beri daha çok Akdeniz ülkelerinde yetiştirilen bu eşsiz ağacın varlığını son günlerde sorgular olduk.

Usta şair Nazım Hikmet “Yaşama dair” adlı şiirinde bakın zeytinle ilgili duygularını nasıl ifade etmiştir…

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.


Kendi hâline bile bıraksanız 2000 yıl yaşayabilen zeytin ağacından başka ne istenir? Kim ister? Ne ister? Neden ister?

Ömründe bir dikili ağacı olmayan… Daha doğru bir deyişle “hepimizden çok dikili ağacı olan” ama ömründe tek bir fidan dikmemiş ya da ağaç yetiştirmemiş insanların zeytin ağacı ile ilgili hüküm vermelerini anlamak mümkün değildir. İçimiz yanıyor…

Ağaçların sökülmesini, kesilmesini buyuranlara soruyorum: Çocuklarımız bizlere ve okullarda öğretmenlerine “Zeytin ağaçlarını neden kestiniz/kestirdiniz?” dediklerinde ne yanıt verelim? Bunu onlara nasıl açıklayalım?

Türkiye Büyük Millet Meclisinde zeytin ağaçları ile ilgili görüşmeler yapılırken, değişik yaş gruplarından çocuk ve gençlerin de bu oturumlara katılmasını isterdim.

Kanun ile ilgili kararı verenlerin, zeytin ağaçlarının kesilerek arazilerin madenciliğe ve imara açıldığını, bunun daha çok bina ve beton demek olduğunu, sadece birkaç kişinin cebinin daha çok para ile dolacağını, bu çocukların gözlerinin içine bakarak söylemelerini isterdim.

Bu kanunun belki bizim göremediğimiz anlamlı bir tarafı vardır ancak olsa bile bütüne baktığınızda toplu bir yok edişe atılan imzadır bu. Dünyanın hangi gelişmiş ülkesinde böyle bir karar verilir?  

Sosyolojik, psikolojik, ekolojik ve dinî açıdan, hiçbir akla mantığa sığmayan beton binalar için ağaç kesilmesini kim içine sindirebilir?

Madem böyle bir karar verildi ve bunun için kanun çıkartıldı, o hâlde aynı kanunun bir yerine, çocuklarımıza yani geleceğimize ne yanıt vereceğimizin de yazılmasını dilerim. Beylik laflarla değil ama... Kendi çocuklarının, torunlarının gözlerinin içine bakarak kaleme alacakları samimi bir yanıt...

“Zeytin ağaçlarının kesilmesini istedik çünkü ...”

Ömer Orhan


 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)