adscode

Her Şey “Big Bang” İle Başladı…-2

byomerorhan@gmail.com




Yaratmak için, önce düşlemek ve düşünüze tutku ile bağlanmak zorundasınız. Böylece yaratıcılığın fitili ateşlenmiş olur. Yani, hayal etmeden yaratıcılık olmaz.
Walt Disney’in şu sözü aslında birçok şeyi açıklıyor. “Her şeyin bir fareyle başladığını unutmayın.” Bu söz yaratıcılığın nerede başlayıp nereye gidebileceğinin çok güzel bir örneğidir. Küçücük bir fare ile dev bir imparatorluk! İnanması gerçekten güç!

Her yaratıcı fikir, bu kadar eğlenceli ve keyif verici değildir. Özellikle bilimsel çalışmalarla insanlığa hizmet etmesi için yaratılanların bir kısmı, ironik bir şekilde yine insanoğluna zarar vermiştir. Kimyasal buluşların gelişimi ile çevre kirliliği ve geri dönüşü olmayan bir süreç yaşanmaktadır. Teknolojik buluşların gelişimi ise tüm dünya üzerinde ciddi bir elektrik tüketimi artışına ve elektromanyetik alanın yoğunluğuna neden olmuştur. Bu yoğun elektromanyetik alan, özellikle beyin fonksiyonları üzerinde son derece olumsuz etkiler yaratmaktadır. Gelişelim derken değişiyoruz da…

Yaratma/buluş tutkusu o kadar yoğun yaşanılan bir duygudur ki bunun önüne geçecek başka bir duygu yoktur. Sonuçları olumsuz bile olsa insan yaratacağı yeniliğin peşini bırakmamak için kendini bile feda edecek noktaya gelebilir. İşte bu duygu, insanoğlunun görece gelişimini sağlamakta olup belki de sonunu getirecektir.

Peki, yaratıcılık doğuştan mı gelir yoksa sonradan mı kazanılır?

Genel olarak insanlar kendilerini de işin içine katarlar ve bazı alanlarda yaratıcı olmadıklarını kolayca kabullenirler. İnsanların belki de en kolay kabul ettiği ama bana göre gerçekliği tartışılacak bir münazara konusudur bu! Yani kendinize şans tanımadan, zaman ayırmadan, temel bilgileri almadan ve belirli bir disiplinle başlamadığınız konularda, sadece birkaç deneme ile insan yaratıcı olup olmadığına nasıl karar verebilir ki?

Doğuştan ya da sonradan oluşan bir eksiklik yoksa ve yeteri derecede ilgi de varsa yaratıcılık geliştirilebilecek bir özelliktir. Duygusal zekânın geliştirilebildiği bilimsel gerçeğinden hareketle, bu düşünce desteklenmiş olur. Bu noktada yapılması gerekenler; ilgi duyulan alana yönelme, doğru eğitim alma ve ilgi duyulan alan için zaman ayırmadan ibarettir. Elbette hiç ilgi duyulmayan bir alanda yaratıcılık da olmayacaktır. Çocukların, gençlerin gelişiminde, öncelikle ilgi alanlarının belirlenmesi, farklı deneyimler kazanmalarının sağlanması ve doğru başlangıç yapmaları önemlidir. Bilinçsiz başlangıçlar ve deneyimler ise yukarıda sözünü ettiğim kişisel kabullenmelere neden olacaktır.

Bunun dışında engellemelerle de karşılaşılabilir. Özellikle yaratıcı düşünce yapısına sahip olmayan insanlar, konumlarına göre, eğer ellerinde yönetim yetkisi de varsa genelde sınırlar çizerler. Yani “iş çıkarılmasını” istemezler. “Eski köye yeni adet mi gelir?” ya da “İcat çıkarma!” derler. Bu da toplum olarak nasıl yetiştirildiğimizin önemli bir göstergesidir. İşte bu düşünce yapısı, yaratıcı düşünceyi engelleyen ya da yok eden düşünce yapısıdır. İstisnalar kaideyi bozmaz elbette ama genelde yaklaşım bu yöndedir ve bu düşünce yapısı ile bir arada olmak zorunda olan yaratıcı insanlar her zaman acı çekerler.
Oysa yaratıcılık, duruma göre sadece maddi ya da manevi destek ister. Hepsi o kadar. Sonra, tutkular ve odaklanma becerisi yaratıcılığı tetikler.

Yaratma isteği ateş gibi yakıyorsa içini, o zaman kendi düşüncelerinden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymaz insan…

Başlangıç mı? Öncelikle varsa sınırları silerek başlamak gerekir, diye düşünüyorum.

Sonrası ise sonsuzluk…

Ömer ORHAN

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)