adscode

Herkes kendi alanını yaratır ya da daraltır.

Yaşam herkese aynı olanakları sunmaz. Kimi varlıkla kimi de yoklukla doğar. Hayata gözlerini açan herkes aynı yere baksa da aynı şeyleri görmez. Çünkü görmek için sadece bakmak yetmez.

byomerorhan@gmail.com




Görmek; akıl ister, yürek ister, tutku ister.

Aklını, yüreğini ve tutkusunu ortaya koyan; bir taş parçasını bir esere, sadece bakmakla yetinen ise paha biçilmez bir eseri taş parçasına dönüştürebilir. 

Okullarda sadece sınavlara hazırlık yapılırsa ve öğrencilere neden öğrenmeleri gerektiği, öğrenilenleri günlük yaşamla nasıl ilişkilendirecekleri ve elbette bunu nasıl yapacakları anlatılmazsa belki de daha doğru bir deyişle anlatılamazsa eğitim öğretimin ne anlamı vardır? 

Sadece sınav başarılarına odaklanmış öğrenci, dört seçenekten her zaman en doğru olanını yanıtlayabilir ama yaşam için bu yeterli değildir. Hayat ancak yapılan hatalarla öğrenilebilecek bir serüvendir. Onu, sadece okutarak öğretemezsiniz, yaşatmak da gerekir! 

Akademik başarının yanında çoğu zaman görmezden gelinen veya nasıl olsa ileride alışır diye ikinci hatta üçüncü plana atılan sosyalleşme belki de en yaşamsal beceridir. Okul öncesi birinci planda yer alan sosyalleşme, çocuklar okula başladıktan sonra her yıl daha gerilere itilerek önemini yitirir. Ebeveynler, akademik başarı halledildikten sonra nasıl olsa “paket olarak bunu bir yerden satın alarak” çocuklarına kazandıracaklarını düşünüyor olmalılar. Oysa bu büyük bir yanılgıdır ve sonuçları bütün bir ömrü etkileyecektir.

Deneyimle sabittir ki, topluluk önünde etkili konuşma becerisi, dinleme ve not alma alışkanlığı ve öz güven okullarda kazanılır. Elbette bu özelliklerin daha sonra edinilebileceği düşünülebilir ancak en etkili ve kalıcı edinimler, okul yıllarında başlayarak geliştirilenlerdir. 

“Günaydın.” “İyi akşamlar.” “Kolay gelsin.” “Nasılsınız?”

En temel selamlaşma ve sosyal davranış sözcüklerini bile insanlar birbirinden esirgemekteler. Oysa bu tamamen medeni ve beklendik bir davranıştır. Okul yıllarında başlayan davranışların alışkanlıklara, daha sonra da karaktere dönüşeceği unutulmamalıdır. 

Okulun sunduğu tüm olanakları öğrenerek keşfeden bir öğrencinin yeteneklerini geliştirmek için bunları kullanmak istemesi, bunun için girişimde bulunması hatta diğer öğrencileri organize etmesi, onun bu davranışı hayatının kalan bölümünde de yapabileceğinin göstergesidir. Yani tüm olanaklar öğrencilere sunulmuşken bazı öğrenciler bu olanaklardan kendilerine yeni alanlar yaratırken diğerleri sadece okula gelip giderek öğrenim yaşantılarını sıradan hâle getirirler.

İşte, okul hayatını rutin yaşayan öğrenciler normal hayatlarında da genel olarak yaratıcılıktan uzak ve mevcut duruma ayak uydurmaya çalışırlar. Bu tip insanların hiç yeterli zamanları da olmaz. Sürekli yakınarak ortamlarını ve şartlarını eleştirirler. Zaman yönetimini okul yıllarında bile beceremeyenler bu gruptandır. İşin ilginç tarafı bunun akademik başarıyla da çok ilgili olmadığıdır. Bu, tamamen duygusal zekânın kullanımı ve sosyal becerilerle ilgilidir.

“Aslında şu olsa ne biçim şeyler yaparım.” gibi ahkâm kesmeler de elbette işin cabasıdır. Bunun için amiyane deyimle “Oynamak istiyorum ama yerim dar.” sözü boşuna söylenmemiştir.

Hayat, insanların sürekli meraklı oluşlarına ve üretme isteklerine bağlı olarak, onların yeni alanlar yaratmalarına olanak tanır veya sahip olduklarını, kullanamayanların elinden alarak başkalarına fırsat tanır.

Bu anlamda çocukların heyecanı körüklenmeli, merakı arttırılmalı, doğru ve çok soru sormaları teşvik edilmelidir.

Yaşam insanlığa sunulmuş bir nimet olsa da sarılıp yatan da vardır, poşete koyup atan da...

Konuyla ilgili kısa bir hikâye…

Büyük bir şirkette insan kaynakları direktörü olarak görev yapan birisine, bir arkadaşı, yakın bir dostlarının işe alınması için ricacı olur. Direktör, şirkette boş bir pozisyon olmamasına rağmen bu ricayı geri çeviremez ve onu işe alır.

İşe alınan yeni elemana, şirketin girişinde bir sandalyede oturması ve giren çıkanı takip etmesi söylenerek bir iş uydurulur. 

İlk birkaç gün öylece oturan yeni eleman, elindeki kâğıt kalemle giren çıkanları önce kadın, erkek olarak tasnif eder, sonra da yaşlarına göre istatistik tutmaya başlar. Bu çalışma cansiperane şekilde günlerce devam eder ve sonuçlar sürekli direktöre iletilir. 

Eleman, bir ay sonra iyice biriken belgelerin bilgisayara aktarılması için bir bilgisayar ve masa talep eder. Eleman, yaptığı işi o kadar ciddiye alarak yapmaktadır ve detaylıdır ki, bu isteği kabul görür. Kendisine bir masa ve bilgisayar tahsis edilir.

Artık gelip gidenlerle ilgili kayıtlar bilgisayara işlenirken, kişilerin ne amaçla geldikleri, beklentileri gibi detaylar da sorulmaya ve kayıt altına alınmaya başlanır. Elbette hazırladığı raporları da sunmaya devam eden yeni elemanın bu performansı direktörün ve diğer çalışanların dikkatinden kaçmaz.

Yaklaşık iki ay sonra, yeni kriterlere göre düzenlediği diğer raporları ekleyen yeni elemanın iş yükünün her geçen gün arttığı da gözlerden kaçmamaktadır. Bir gün kendisine bir yardımcı alınırsa çok daha hızlı bir şekilde sonuç alabileceğini söylediğinde bu çok makul karşılanır ve bir de yardımcı görevlendirilir.

Artık yeni eleman, yardımcısı ile birlikte müthiş raporlar sunmaya başlamıştır. Şirkete gelen kişilerin cinsiyetleri, yaşları, geliş amaçları, hangi departmana geldikleri, kiminle görüştükleri, ne yanıt aldıkları, memnuniyetleri, memnuniyetsizlikleri ve daha birçok sorunun yanıtı da alınmaya başlamıştır.

Eleman bir yıl boyunca bu şekilde gece gündüz süren yoğun bir çalışma temposu çalışır ve bir gün direktöre; gece geç vakite kadar çalıştığından evine gidebilmek için taşıt bulamadığını söyleyerek şirket araçlarından birini alıp alamayacağını sorar. Direktör, onun bu azmine yakından şahit olduğu için bir araç tahsis edebileceğini söyler. Ancak bir sorun daha vardır. Ehliyeti olmadığından kendisine bir de şoför görevlendirilir.

Şirketin patronu bir sabah işe geldiğinde, binanın önüne şirket araçlarından birinin yanaştığını ve şoförün tanımadığı birinin kapısını açtığını görür. Odasına geçtikten sonra tanımadığı bu kişinin kim olduğunu öğrenir ve insan kaynakları direktörünü çağırarak ondan yeni elemanın şirketteki hikâyesini dinler.

Patron bir süre düşündükten sonra direktöre dönerek, yeni elemanın insan kaynakları direktörü olarak görevlendirilmesini ve kendisine ihtiyaç kalmadığı için de muhasebeye uğrayarak hesabını kestirmesini söyler.

Kıssadan hisse… Herkes kendi alanını yaratır ya da daraltır.

 

Ömer Orhan

 

 

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)