adscode

Okumuyoruz!

byomerorhan@gmail.com




İnsanoğlunun gelişiminde yazının bulunmasının yadsınamayacak bir yeri olduğu şüphesizdir. Tarihte bir iz bırakmak ve deneyimlerden ders çıkararak gelişim göstermek için bir araç olan yazının, duvarlara, tabletlere, deri üzerine, papirüslere ve parşömene yazılması sanırım çok büyük heyecan kaynağı olmuştur. Matbaada sayfaların çoğaltılması ise bir dönüm noktası olmuş ve kitaplar hızla yayılmaya, farklı coğrafyalarda da okuyucu bulmaya ve paylaşılmaya başlamıştır. İnsanların tüm yaşamını deneyimlerle geçirmek yerine daha önce yaşanılmış olanlardan ders çıkartması ve var olanının üzerine yenilerini eklemesi ile gelişim ve değişimler yaşanabilmiştir.

Sadece görmek yeterli midir? Kayıtların önemi nedir? Okumak insan yaşamında nasıl bir yer tutar? Eğitimde, sosyal yaşamda ve bilimsel çalışmalarda yazı kullanılmasaydı şuan hangi noktada olurduk?

Bazen yüzlerce yıl sonra bile okunacak bir antlaşma metni, bazen birçok anlamı içinde barındıran bir şiir ya da aşk mektubu. Yaşantımıza kattığı değer tartışmasız olarak çok büyük. Özellikle sürekli gelişim ve değişim için olmazsa olmazımız, okumak! Su gibi, yemek gibi en temel ihtiyacımız olan ve maalesef farkında olmadığımız, çoğu zaman unutturulan okumak!
Anne ve babaların uyumadan önce mutlaka çocuklarına okumaya çalıştıkları hikâyelere ne oldu? Onların yerini televizyonlardaki reklamlar mı ya da sevgi, paylaşım, yaratıcılık ve üterim gibi değerlerden uzak filmler mi aldı? Ya biz yetişkinler, sanırım tüm klasikleri bitirdik ve en iyi kitapları da sürekli takip ediyoruz değil mi? Akşamları televizyon ya da bilgisayar karşısında değil de elimizde kitaplarımızla çocuklarımıza iyi bir model oluyoruz!
Bu anlamda örnek olmak ve sadece onlara ne kadar çok okumaları gerektiğini önermekten başka yapmamız gerekenler var.

Gelişmiş ülkelere ve istatistiklere baktığımızda ülkemiz adına sonuçlar maalesef hiç de hoş değil.  UNESCO’nun verilerine göre Dünya okuma haritası çıkartıldı ve okuma oranlarına göre renklerle ülkeler renklendirildi. En çok okuyan ülkelerin açık renklerle en az okuyanların ise koyu renklerle belirtildiği bu haritada bilin bakalım Türkiye ne renk?

Maalesef, SİYAH.
 
Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda hızla okuma-yazma seferberliği ve aydınlanma süreci, bilindiği gibi köy enstitülerinin kurulması ile de tüm köyler aydınlanmaya başladı. Bize ne oldu? Bu kadar aydınlık size yeter mi dediler? Önce enstitüleri kapattık ve sonrada okumaktan vazgeçtik.

American Library Association (ALA) (1978 s.3)’nın belirttiği kitap okuma alışkanlıkları:
Yılda 1-5 kitap okuma Zayıf Alışkanlık
Yılda 6-11 kitap okuma Orta Düzey Alışkanlık
Yılda 12 kitap ve daha fazla okuma Güçlü Alışkanlık

Birçok ülkede kişi başına düşen kitap sayıları konuşulurken ülkemizde ise kitap başına düşen insan sayısı konuşuluyor. ( Yaklaşık olarak kitap başına 6 insan, Japonya da kişi başına 20’nin üzerinde kitap ) Açıklanan oranlar daha yüksek ancak ders kitaplarının da orana dâhil edildiği biliniyor. Bu durumda ne olursa olsun önce dürüst olmak, sayılarla oynamak yerine samimi olarak sorunu görüp buna göre çözüm yolları aramak ve bulmak, her şeyden önce elbette önce bunu istemek gerekiyor.

Roma İmparatorluğu döneminde bir şehir kurulduğunda mutlaka sağlam bir alt yapı, amfi tiyatro, insanların buluşacağı bir meydan ve kütüphane kuruluyordu. Yayılmacı bir anlayışla, askeri düzene son derece dikkat eden bir imparatorluk bile o yıllarda sanata, kültüre ve aydınlanmaya ne kadar önem vermiştir. Günümüzde ya neye önem vereceğimize karar veremiyoruz ya da bunu bilerek yapıyoruz. Kesin olan bir şey var o da gelişime ayak uyduramıyoruz. Kütüphaneye ve kitaba gerek yok, çünkü internette her türlü bilgiye ulaşabiliyoruz diye düşünülüyor olabilir. Bunun ne kadar yanıltıcı bir düşünce olduğunu ve özellikle internette ne kadar bilgi kirliliği bulunduğunu daha önce de yazmıştım. Güvenilir verilere internetten ulaşmak hiç de düşünüldüğü kadar kolay değil. İnternet üzerinden bilgi paylaşımı o kadar kontrolsüz ilerliyor ki kopyacılığı engellemek için artık ciddi yazılımlar ortaya çıkmaya başladı.

Bu anlamda bilgiye ulaşmak için teknolojinin kullanımına kimsenin sözü yok ama ya etik ne olacak? Hızla tükettiğimiz bu çağda bilgiyi de değersiz kılıyoruz. Kolay elde edilebilir ve kes kopyala yapıştır. Okullarda hala mücadelesi verilen ve öğrencilerin kitap okumalarını sağlamaya yönelik uygulamalarda bile öğrencileri kolaycılığa yönelten kitap özetlerinin servis edildiği siteler oluşmuş durumda. Bu hızlı yok oluşta sadece şunu söylemek geliyor içimden “ Bütün renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler” Özdemir Asaf. Şiirler ne çok anlam içeriyor değil mi? Tüm bu güzel anlatımları okumadan bilmemize imkân yok. Eğer emek yoksa saygı yoksa geriye ne kalıyor ki?

Bizleri bu kirliliğe ve değersizliğe iten tüm etkenlere rağmen elimizdekileri geliştirmenin ve kaybettiklerimizi geri almanın bir yolu olmalı! Bunu sağlamak için kütüphaneleri çoğaltmalı, baskı kitapların dışında insanların ilgisini çekecek kaynaklar ve veri tabanları ile geliştirmeliyiz. Gelişimi ve teknolojiyi yok saymak yerine anlamalı ve doğru kullanmanın yollarını bulmalıyız. Birini seçerken diğerinden vazgeçmek zorunda değiliz. Kütüphanelerin zengin ve en doğru bilgi kaynaklarının içinde bulunduğu sosyal mekânlar olarak görülmesini sağlamalıyız ve her şeyden önce yeniden okumaya başlamalıyız. İşin özetine kaçmadan ama!

Okumadan olmuyor, başarılmıyor. Sadece görerek uzman olunsaydı yıllardır izlediğim belgesel kanalları sayesinde jeolog, antropolog ya da zoolog olmalıydım. Ama olamadım. Bilimsel olarak da okumanın hafızayı güçlendirdiği ve öğrenmeye katkı sağladığı kesin. Bilginin kalıcı olabilmesi için farklı yöntemleri kullanmakta yarar var; ancak okuyarak öğrenmek bunun başında geliyor. Gelecekte en başarılı insanların, yaratıcı insanlar olacağını düşünüyorum. Yaratmak için bilmek gerek, bilmek için de okumak. Ayrıca günlük yaşamda daha fazla sözcük kullanarak konuşmak ve zengin bir dile sahip olmak istiyorsak da okumalıyız!

Bize dayatılan televizyon programlarının, bilgi kirliliğinin kara bir delik gibi giderek büyüdüğü internet ortamının dışında da seçeneklerimiz olduğunu ne olur unutmayalım. Eğer hiç okumuyorsak, lütfen günde sadece 10 sayfa okuyalım. Yılda 3650 sayfa yani ayda 300 sayfalık 12 kitap okumuş oluruz.



Ömer ORHAN

 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)