adscode
adscode

Bizimlesin Atam!

Geç başlayabildim bugün için yazmaya... Geç olsun, güç olmasın dedim.

damlaaktan@gmail.com




****

Seneler evveldi.

Bir gece hala unutamadığım o rüyayı gördüm.

Evmizin arka bahçesindeki oyun parkında asma bir salıncakta sallanıyorum. Salıncak gökyüzüne asılı.  Salıncakta üzerimde beyaz montumla, ileri geri uçarcasına sallanıyorum. Etrafta beyaz bulutları, yerde toprağı görüyorum. Bir ses “Atatürk geliyor” diyor. Salıncak yavaşlıyor ve ben yere, toprağa zıplayarak iniyorum. Ortalıkta kimse yok. “Tüh” diyorum içimden, “Kaçırdık.” Üzerimdeki beyaz montuma sarılıp yürümeye başlıyorum.Birden karşıma çıkıyor. Üzerinde upuzun kahverengi bir frak, saçları sapsarı, masmavi gözleriyle... Alev alev gözleri, nasıl bir keskin bakış. Bugün gibi hatırlıyorum. Elini bana uzatıyor, el sıkışıyoruz. Ellerinden öyle bir güç ve enerji alıyorum ki, tarifi imkansız. Parmak uçlarımız çok zor ayrılıyor birbirinden. Nutkum tutuluyor adeta, tek kelime edemiyorum. Birbirimizi geçip giderken birden arkasını dönüyor ve bana sesleniyor “Sen çok şey yapıyorsun, ama çok şey!”. Burada uyandım.

Senelerce etkisinden çıkamadığım bu rüya dün gbi aklımda hala.

****

Bugün araştırmacı yazar Ergun Candan’ın Rüyalarımızdaki Atatürk kitabında da yer alan bu rüya, ne zaman inancımı kaybetsem, ne zaman güçsüz müyüm desem hep aklıma gelir.

Onun, bir Mayıs sabaha karşı Havza Yolu’nda Samsun’a çıkarken bozulan arabasının başından ayağa kalkıp, dilinde ilk kez mırıldandığı “Dağ başını duman almış” bestesini hatırlatırım kendime.

Güneş diyorum, her gün yeniden ufuktan doğarken, bu gençliğin ne haddine ki yeniden doğmamak?

Ne haddine karamsarlık?

Şevket Süreyya Aydemir’in Tek Adam kitabında bir hikaye vardı. Yüzyıllar evvel Mustafa Kemal’in kendisine yazdığı mektubuna cevap veren ve “Gel bana” diyen bir Paşa’nın mektubu üzerine, askeriyeden kaçıp kapısını çaldığında kapıya bile çıkmaya tenezzül etmeyen o paşaya rağmen umudunu kaybetmeyen bir lidere, böyle birden umudunu kaybeden bir gençlik yakışır mı hiç?

8 manevi çocuğa bir hayat bahşeden bir adama, çocuklardan umudunu kesen bir nesil yaraşır mı?

Yoksul sanatçısının evini donatabilmek uğruna, müzik ziyafetini onun evinde dinleme isteğini dile getiren ve “Aman paşam başımın üzerinde yeriniz var ama benim evim size layık değil ki” diyen bir sanatçının tam da bu nedenle müziğini evinde dinlemek isteyen –çünkü kendisinin evine davetli olduğu gecenin sabahı tüm evi yepyeni eşyalarla donatmıştır kendisi- bir adama, yardım etmeyen, sanatın değerini bilmeyen bir gençlik yaraşır mı?

Köşkünün bahçesindeki ağacı kesmek yerine, köşkü temelden taşıtan bir adama, doğayı tanımayan bir nesil yaraşır mı?

Zeybek’le valsi aynı anda oynayabilen bir adama, dans etmeyen, opera, bale, tiyatro salonlarından bihaber bir gençlik yaraşır mı ona?

Yaraşmaz diyorum sonra. Umutsuzluk, karamsarlık, yılgınlık, bitkinlik, rahata düşkünlük,  sanattan uzak kalmak yaraşmaz bizim neslimize!

Son nefesimize dek umudunu yaşatmak, son nefesimize dek ışığını yarına taşımak yaraşır.

Seninle sonsuza dek Ata’m.

Biz varız.

Ruhumuzda var olduğun sürece, sen de hep bizimlesin.

Burdasın.

Tam yanımızdasın.

Kalbimizdesin.


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)