adscode
adscode
adscode
adscode

TAŞ MEKTEP’TE BİR EĞİTMEN

O, Taş Mektep'in yarına yeşil gözlerle bakan, umutla bakan, inançla bakan, özgüvenle bakan, hayallerine inanarak bakan Atatürkçü çocuklar yetiştiren “Tarık hoca”sıydı.

damlaaktan@gmail.com




Taş çatlasın 1990’ların son yılları...

Adana, Seyhan Oteli...

Asansörün kapısı yavaşça açılır ve taş çatlasın 1.65’lik annemin karşısına neredeyse kendisinin tam iki katı uzunluğunda, saçları hafif kırlaşmış, zümrüt yeşili gözlerle onlara bakan ve gülümseyen hala taş gibi bir yakışıklı çıkar...

Nasılsınız?” diyerek...

İşte “üç neslin aynı anda aşık olduğu” bir güzel adamdan, Tarık Akan’dan bizim payımıza düşen, birkaç metrekarelik asansör kabinindeki kocaman kalbi ve gülen gözleriydi...

İki gündür düşünüyorum, sanatçı olmak nasıl ifade edilir, bu güzel adam kimdi nasıl anlatılır diye...

Tarık Akan, makine mühendisliğinin üzerine yetinmeyip gazetecilik yüksek lisansı yapan, duruşunun gücünü bir parça da eğitiminden alandı.

Tarık Akan, dört tekerlekli sarı otomobillerin ileriyi gören yeşil gözlü yakışıklı prensiydi.

Tarık Akan, madencilerin kasketlerindeki yeşil ışıklı yol feneriydi.

Tarık Akan, pek çok oyuncunun ilk aşkı, pek çok genç kızın aşk dileğiydi.

Tarık Akan, Yeşilçam’ı filmleriyle deviren, adının imzasını duruşuyla ve onurlu yüreğiyle kalplerde bırakandı.

Tarık Akan, sanatçı olmanın anlamını dünyaya bıraktığı tüm güzelliklerde yaratandı.

Ama bütün bunların ötesinde, Tarık Akan, İstanbul’da yer alan “Taş İlköğretim ve Anaokulu”’nun, nam-ı diğer “Taş Mektep”in, çocuklarla her İstiklal Marşı’nda aynı hizada durup onlara gülümseyen Tarık abisi’ydi.

O, Taş Mektep’te yarına yeşil gözlerle bakan, umutla bakan, inançla bakan, özgüvenle bakan, hayallerine inanarak bakan Atatürkçü çocuklar yetiştiren “Tarık hoca”sıydı. Çünkü hoca olmak, bazen en çok inanabilmek, yol gösterebilmekti...

Çünkü, bir dosta “Var mısın Atatürkçü çocuklar yetiştirelim?” demek ve buna inanmak yürek meselesiydi...

Çünkü, kendisine “Ya Tarık, bu kadar maddi gücümüz var neden Amerika’ya gitmiyoruz?” diye soran Zeki İrfanoğlu’na “Atatürk gitti mi ki ben gideyim?” demek yürek meselesiydi...

Çünkü, tiyatro sahnesine ilk kez çıkan çocukların heyecanına bir baba gibi ortak olup sırtlarını sıvazlamak, yol göstermek, onlara inanmak yürek meselesiydi...

Tarık Akan, bizler ve sizler, ancak gerçek sanatçılar yetiştirdiğimiz sürece asla ölmeyecek.

Tarık Akan, onun inandıklarının izinde filmler yapan yönetmenler, onun can verdiği rollere bürünecek yüreği taşıyan oyuncular yetiştiği sürece asla ölmeyecek.

Tarık Akan, bir minibüsün tepesinden sevdiği kızın yanağına kondurduğu öpücüğün kıymetini bilen delikanlılar yetiştiği sürece ölmeyecek.

Tarık Akan, eğitimin gücüne inanan ve eğitimi yayıp geliştiren bireyler topluma kazandırıldığı sürece ölmeyecek...

Birkaç metrekarelik ana rahminden, birkaç metrekarelik toprağın altına gittiğimiz bu dünyanın yolculuğunda, Tarık Akan benim için en çok “Taş Mektep”in yeşil gözlü, geleceğin mimarlarının temelini atan eğitmeni olarak yaşayacak.... Hayatın her karesine birkaç mtrekarelik güzellikler serpiştirmeyi amaç edinmiş yeşil gözlü prens... “Güle güle sana, yolun açık olsun/Güle güle sana, seni Tanrım korusun...”

Onurla ve saygıyla ruhunun önünde eğilirken, bir tek şey diliyorum. Tarık Akan’ı yaşatmak istiyorsanız, dünyaya onun gözleriyle bakabilen, bir duruşa sahip, eğitimin değerini bilen, haksızlığa, zulme kendi kalbinin gücüyle direnebilen, sanatçı olmanın onurlu duruşunu en güzel şekliyle taşıyabilen, hayattan ve olan bitenlerden korkmayan çocuklar bırakın... Çünkü dünyayı, böyle çocuklar değiştirecek...


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)