adscode

Ben ve Öteki…

byomerorhan@gmail.com




Millî eğitimin genel amaçları oldukça kapsamlı hazırlanmış ve neredeyse tüm beklentileri karşılayacak şekilde düzenlenmiştir. Bilmeyenler veya hatırlamak isteyenler için yazının sonunda yer alan bu amaçlar incelenebilir.

Amaçların olabildiğince geniş bir bakış açısıyla ele alındığı ortadadır. Ancak belirtilen bu amaçlara ulaşmak için sağlıklı birey nasıl yaratılır, sorusuna bakmakta yarar vardır. Ayrıca, bir insanın eğitiminde ele alınması gereken temel unsurlar da önemlidir ama bunlar da görecedir.

Eğitimin ailede başladığını, kişilik oluşumunda ebeveynlerin rolünün ne anlam taşıdığını biliyoruz ya da bilmeliyiz! Sosyal bir canlı olan insan için ben, biz ve ötekinin yeri yadsınamaz. “Ben dili” bir çocuğun küçük yaşlarda tanıştığı, öğrendiği ve zamanla iyiden iyiye pekiştirdiği bir ifade şekli/anlayıştır. Paylaşımdan uzak bir çocukluk yaşayan insanın, yaşamının ileriki yıllarında farklı bir anlayışı kabul etmesi oldukça zordur. “Yedisinde neyse yetmişinde de odur.” diye boşuna söylenmemiştir. O halde, çocukluğun ilk yıllarında paylaşım büyük önem taşımaktadır.

Küçük bir çocuğa, bir oyuncağa sahip olmaktan çok, onu diğer çocuklarla paylaşarak oyun oynamanın kendisine daha büyük bir mutluluk vereceğini öğretmek gerekir. Yoksa sadece “sahip olmayı” beceri sanan ama elindekinden bir süre sonra hoşnut olmayan doyumsuz bir çocuk yetişmiş olacaktır.

Paylaşmanın, birileri ile birlikte bir şeyler ortaya çıkarmanın keyfini alan çocuklar, ileriki yaşlarda da benzer davranışları sergilerler. Bu, doğuştan gelen değil, öğrenilen bir davranıştır ve kendi ile barışık insan için son derece önemlidir.

Bir insan portresi ile konuyu genişletmek istiyorum: Alfred Bernard Nobel. Zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Özel öğretmenlerden eğitim almış ve yalnız bir çocukluk geçirmişti. İyi bir eğitim alması için yapılan planlamaların içerisinde bazı şeyler unutulmuş ya da böyle tercih edilmişti. Böylece elit bir yaşam ve bir burjuva geleneği için izole ve korumacı bir anlayışla yetiştirilmişti. Ayrıca kendi kişiliğini ve kimliğini bulmasına da izin verilmemiş, babasının isteği doğrultusunda bir meslek seçmek zorunda kalmıştı. Küçük Bernard, çocukluğunda tuttuğu günlüğüne şunları yazmıştı: “Yaşıtlarının zevklerini paylaşmayan, dünyaya yabancı, dalgın bir çocuk…”

Bu çocuğun hayatında, babasının ölümü, işlerinin bozulması, iflaslar ve hukuksal süreçler gibi birçok trajik olay yaşanmıştı. Ancak en korkunç olanı; kız kardeşini, kendisine ait patlayıcı üretimi yapan bir fabrikada kaza sonucu kaybetmesiydi. Yaşadığı kötü olaylara rağmen Bernard, patlayıcıların geliştirilmesi ve üretilmesi konusunda büyük başarı ve servet elde etmişti. Tüm elde ettikleri bu kadardı. Maddi olarak zengin fakat sosyal olarak yokluk içindeydi. Ne doğru dürüst bir arkadaşı ne de ailesi oldu. Hayatı boyunca “gaddar ve ruhsuz” diye suçlanan Bernard, öldükten sonra servetinin ödül verilmek üzere kullanılmasını vasiyet ettiği için sonunda kendisine deli de denmişti. Belki de bu, vicdanını serinletmek için son bir çabaydı. 

Bu yaşam öyküsü, tipik bir “ben” örneğidir.  İnsan yaşamı tercihlerle doludur ancak çocukların eğitiminde tek bir konuya odaklanmanın ve her zaman galip gelmek, kazanmak, ne olursa olsun yenmek gibi hedefler konulmasının sonucudur bu!

Kendisi ve çevresiyle barışık bir insan yetiştirmek, anne ve babaların sorumluluğundadır. Aile içinde başlayan bu serüven, okul yılları ve sosyal hayatın içindeki deneyimlerle de gelişecektir. Çocuklar için diğer çocukların bir paydaş olarak görülmesi sağlanmalıdır. Yani herkes takımın bir parçası olmalı, hiç kimse öteki olmamalıdır. Unutulmamalıdır ki “öteki” olmak karşılıklı bir durumdur. Bu zihin yapısı ile yetiştirilen bir insanın empati kurması da beklenemez. Oysa empati, insanı insan yapan en temel anlayışlardan biridir. “Bencil” bir insanın hayat boyu yalnız kalacağı gerçeği ile çocuklarımız yüzleştirilmemeli, sağlıklı bir nesil yetiştirmek ve mutlu bir toplum yaratmak için öncelikler doğru saptanmalıdır.

Millî Eğitimin genel amacı bütün bireyleri;

1. Atatürk İnkılâp ve İlkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk Milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin millî, ahlâkî, insanî, manevî ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasa'nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;

2. Beden, zihin, ahlâk, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek;

3. İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak;

Böylece, bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan millî birlik ve bütünlük içinde iktisadî, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.


Türk eğitim ve öğretim sistemi, bu genel amaçları gerçekleştirecek şekilde düzenlenmiştir.
 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)