adscode

​Geleneksel gıybet günleri

En zayıf yönünüz veya en büyük zaafınız nedir diye sorulsa ne yanıt verirsiniz?

byomerorhan@gmail.com





 
En zayıf yönünüz veya en büyük zaafınız nedir diye sorulsa ne yanıt verirsiniz?
  • Mükemmeliyetçiyim.
  • Çabuk pes ederim.
  • Sabırsızım.
  • Hayalperestim.
  • Fazla duygusalım.
  • Sebat edemem.
Bu örnekler çoğaltılabilir ve biliyoruz ki kişiden kişiye de değişir ancak kimsenin aklına herkeste var olan zayıflık gelmez: dedikodu, namıdiğer “gıybet”. Yapmayan var mıdır ki?..

Bence insanın en zayıf “özelliklerinden” birisidir dedikodu. Rastgele yapılanı, ince ince işleneni, tasvirlisi, teşviklisi, fütüristi, yeniden yapılandırılanı, gizliden ya da alenen yapılanı gibi envaiçeşidi vardır. Hatta o kadar çok revaçtadır ki dedikodu üretenler, “insanı gençleştirdiği” gibi abuk bir espri ile yaptıklarını örtmeye bile çalışırlar.

Kendisine yönelik yapılınca rahatsız olanlar, üç gün sonra kendileri yapınca yapılanı mübah görürler ki neresinden bakarsanız bakın, büyük bir çelişkidir.

Tamamen insanın yetiştirilme tarzı ve yapısı ile ilgili bir mesele olan dedikodu, aileden başlayarak okulda, iş hayatının her kademesinde ve toplumun her kesiminde yaşatılmaktadır.

Üstelik cinsiyet ayrımının olmadığı neredeyse tek paylaşım şeklidir. Erkekler arasında, kadınlar arasında, erkekle kadınlar arasında hatta çocuklar arasında bile sıklıkla icra edilmektedir.

Bazen ayaküstü yapılan dedikodu, apartman günlerinde kısır, börek eşliğinde, bol karbonhidratla zirve yaparken, bazen en elitist ortamlarda içkiden sonra kahveler içilirken köpürtülür.
Herkes kendini “mükemmel” gördüğü için potansiyel olarak kendisi dışındaki insanların mutlaka eleştirilecek, çekiştirilecek tarafının olduğu var sayılır. Ortam da uygunsa ver veriştir!

Ayıpmış, günahmış, boş ver…

Ya vicdan?..

Herkes yapıyor ya sorun değil. Üstelik vicdanı serinletecek bir şeyler nasıl olsa bulunur.

İnsanın kendi hatalarını görmezden gelmesi için vicdanının bu bölümünde sanayi tipi klima takılı olması gerek. Üfledikçe serinliyor, serinledikçe konuşuyor.

Maşallah, dedikodu azmini başka alanlarda gösteriyor olsaydı, insanoğlu çoktan farklı evrenlere ulaşmıştı. Ancak bakınız ulaştığı noktada sadece hızla kendi sonunu hazırlıyor gibi. En azından küresel ısınma anlamında bile son 3000 yılda kat ettiği yola, son 200 yılda ulaştı. Bunun dedikodu ile bir alakası yok ancak bozuk olan ve değiştirilemeyen DNA yapısı ile alakası var. Bencil yapısı ve patlamak üzere olan egosuyla çoğu insanın en büyük handikabı, ne kendini tanıyor olması ne de “ötekine” saygı duyuyor olması belki de.

Ne var ki bazı insanlar, siz yanında herhangi birinden konuşmaya başladığınızda hatta biraz da eleştirel dil kullandığınızda ya susar ya da konuyu değiştirmeye çalışır. “Ağız tadıyla” dedikodu yapamadığınız bu kişilere ise başka türlü saygı ve güven duyarsınız, bu da madalyonun diğer yüzüdür.

Tümü bir yapı meselesi… Ustabaşısı babası, mimarı annesi, malzemesi doğal bir yapı olan insanın gelişiminde, kişiliğinin oluşmasında ve gelecekte yapacaklarında eğitimin yeri çok ayrıdır. Bir insanın eksik veya zayıf yönlerinin, farklı iki kişi arasında konuşulması daha büyük zayıflık değil midir?

Evde anne, çocuğuyla babasını, okulda müdür, öğretmenle zümre başkanını, kurumlarda en üstten en alta kadar tüm yöneticiler, diğerlerini ve çalışanlarını ya da çalışanlar üstlerini çekiştirirse, yaratılan kültür bir süre sonra “kokmaya” başlar. Bir ülkede kültür kokuşmuş hâle gelirse, o ülkede ilerleme, gelişim ve huzur ortamı yaratılamaz. Yaratılan ortamlarda ise asıl amaçtan uzaklaşılarak hemen gıybete yönelme olur. Üstelik bunu, fakir-zengin, okumuş-okumamış diye ayırmak da mümkün değildir. Yani her türlü organizasyonda ve geleneksel etkinliklerde dedikodu asıl amaç hâline gelir ki bu oluşuma genel anlamda “geleneksel gıybet günleri” demenin bir sakıncası da yok sanırım.

Medeni bir yaşam için biraz gayret!
 
Ömer Orhan

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)