adscode

Satılık sevgi…

Şu Lidyalılar bugün olsa yine parayı ortaya çıkartma ve kullanma konusunda istekli olurlar mıydı acaba? Bence olurlardı çünkü insan günlük yaşamını kolaylaştıran ya da daha doğru bir deyişle kolaylaşt

byomerorhan@gmail.com




Ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider…

Yürüyerek gidebilecek yere bile, arabayla giden biz değil miyiz?

Ah kapitalizm nelere “kadirsin”. En inançlı ve iyi huylusunu bile azdırırsın!

Lidyalılar alışverişlerde araç olsun istediler ama biz tadını kaçırdık ve “amaç” hâline getirdik. Parayı eskiden olduğu gibi değerli metal olarak da bırakmadık. Kâğıt, çek, senet, bono, tahvil ve kredi kartlarına dönüştürdük. Günlük yaşantımızı ne kadar kolaylaştırdığı tartışılır ama binlerce yıldan beri kendimizi kaybederek hep peşine düştük.

Nerdeyse her türlü inanç sisteminde erdem, iyilik, doğruluk, adalet ve paylaşım gibi değerler savunulur ve hatta söylemlerde mangalda kül de bırakılmaz. Ancak bunu düstur edinenlerin yaşamlarına yakından bakmak gerekir. Yani bu söylemler nereden geliyor? Mütevazı bir hayatın içinden mi yoksa sırça köşklerden, yatlar, katlar ve saraylardan mı? Sıcak jakuzi içinde soğuk içeceğini yudumlarken ahkâm kesmek marifet değil.

Yok, çok para insanı bozuyor, bu kesin, fazlası akla zarar. Azdıkça azası geliyor insanın.

Eski Yunan döneminde zenginlerin ve aristokratların gün boyu yan gelip yattıkları ve yiyip içtikleri bilinir. Hatta yemeğe o kadar düşkünmüşler ki doyduklarında kendilerini zorla kusturarak, tekrar yemek yerlermiş. Bunu bilmeyenlerin, “yuh artık” dediklerini duyar gibi oluyorum ama durum buymuş. Şaşırmayın, ben artık insanların bu sapkınlıklarına şaşırmıyorum. İnsanlardan gelen sürprizlerin milyonda biri hayvanlardan gelmiyor!

Bir tarafta açlık, sefillik, bebek ve çocuk ölümleri, yok olan canlı türleri diğer tarafta ise bundan bihaber, şımarık ve aymaz insanlar! Bu durum günümüzün sorunu değildir, insanoğlu var olduğundan beri süregelmektedir. Maddi olarak zengin olan, her şeye de sahip olacağı algısı ile yaşar. Bu tür insanlar için para ile açılamayacak kapı da yoktur.

O, bedeni ile ruhunun tüm ihtiyaçlarını satın alabileceğini düşünür. Peki, gerçekten alabilir mi? Mesela sevgi… Sevgi satın alınabilir mi?

Belki… Ancak aldığını sanmakla, gerçekten sahip olmak arasında kıyaslanamayacak fark olduğu kesindir.

O zaman çocuklarımıza maddi kazançla duygusal kazancın ne olduğunu iyi anlatmak gerekir. Onlara, verdiğimiz sevginin karşılıksız olduğunu ve onların da sevgilerini karşılıksız vermelerini öğretmeliyiz. Sevgi için para değil, samimiyet ve sorumluluk gerektiğinin altını çizmeliyiz.

Nasıl yapmalı, nasıl anlatmalı? Elbette belirli bir reçete yok ama öneri var.

Eğitimde sıkça kullanılan ödül ve ceza uygulamaları ile sevginin arasında çok ince bir çizgi olduğu unutulmamalıdır. Çocuğunuzu seviyor olmanız, onun her davranışını onaylayacağınız anlamına gelmez, gelmemeli. Sevdiğiniz için çocuğunuza ceza vermemek ya da ödülün değerini yitirtecek şekilde ve her istediğinde ödüllendirmek uygun değildir.

Eğitimde bireyin kendisine değil, davranışlarına odaklanmak ve doğru ile yanlışı ayırt etmek gerekir. Özellikle sevgi göstergesi olarak paranın gücünün kullanılması ekilecek en kötü tohumlardan biri olacaktır. Ebeveynler, çocuklarını ihmal ettikleri noktalarda veya kontrolü kaybettiklerinde sevginin arkasına sığınarak açıklarını para ile kapatma yoluna gidebilmektedir. Bu durumda, çocuklarda sevginin de herhangi bir meta gibi satın alınabileceği algısı oluşmaya başlar.

Konuyu hemen hemen herkesin bir şekilde dâhil olduğu evcil hayvan sevgisi bağlamında örnekleyebiliriz. Sanırım çoğu kişi yaşamlarının bir kısmında hayvan beslemiş veya buna yeltenmiştir. Sahip olmak için ilk akla gelen yol ise bir dükkândan, güncel adıyla “pet shop”tan satın almaktır.

En kolay yol. Ver parayı, seç seç al!

Özellikle de en şirini, en küçüğünü… O zavallı yavrucaklardan civciv olarak alınanların tavuk, çoğunlukla da horoz olacağı dikkate alınmaz, ördek yavrusunun da büyüyeceği hiç düşünülmez mi ki? Ne o, küçük beyimiz ya da hanımefendimiz öyle istemiş…

Singapur kaplumbağaları vardır, herkes bilir. Çok küçücükken satılır. Hemen hemen her ailenin evine girmiştir. Plastik ağaç süsleri ile tropik bir ada görüntüsü verilmiş küçücük bir tas içerisinde başlayan kaplumbağanın sorunları o büyüdükçe büyür. O büyür, kap da büyür ama bir yere kadar, en sonunda kaplumbağa 10 cm’yi bulmadan bir gölete atılarak macera sona erdirilir. Kaplumbağa için artık “survivor” macerası başlamıştır.

Tüm evcil hayvanlar için makûs talih değişmez. Küçük kalacağı düşünülen ya da hiç düşünülmeden satın alınan hayvanlar büyür, hastalanır ve ilgi ister. Çocukların bu büyük sorumluluğu sonuna kadar alıp alamayacağından emin olmak gerekir. Hayvanların doğal ortamlarında bulunmalarının daha doğru olacağı veya ona sunulacak şartların doğal ortamlarını aratmayacak şekilde olması gerektiği söylenmelidir.

Diyelim ki ciddi anlamda bu sorumluluğu istiyorsunuz o zaman para ile bir hayvan satın almak yerine sokaklara terk edilmiş hayvanlara sahip çıkmalısınız. Gerçekten sevginizi paylaşmak ve bunu çocuğunuza aşılamak istiyorsanız engelli hayvanları sahiplenerek yaşamlarını sürdürmelerini sağlamalısınız.

Evcil hayvan satan dükkânlardan para karşılığı alarak sonra terk etmenin yollarını arayacağınız bir hayvana vereceğiniz tek şey sahte bir sevgi ile trajik bir son olacaktır.

Çocuklarımıza sevginin satılık olmadığını öğretelim.

Ömer Orhan






 
 
 


 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)