adscode

​BİZ SEÇİLMEYİZ, SEÇERİZ!

​BİZ SEÇİLMEYİZ, SEÇERİZ!

damlaaktan@gmail.com




Çocukken Ebru Gündeş hayranıydım. Yıl 2000… Ne hayranlık ama! Beyin kanaması geçirdi, sınıfta hüngür hüngür ağladım, sanırsınız ailemden biri öldü. O zamanki menajeri, çok değerli Lisa Tuna aracılığıyla, bir de hediyeler aldım, gittim İstanbul’daki ofisine. Beyaz, yumuş yumuş peluş bir oyuncak elimde… Doğumgününde telefonlarla konuştum, beş dakikalık tenefüs aralarında ankesörlü telefonlardan sağlık durumunu takip ettim Lisa abladan. Babam, sakınmadı gülücüklerime neden olacak hiçbir şeyi benden, imkanı varken, tuttu kolumdan İstanbul’da sırf Ebru’yu göreyim diye o zamanın “lükse kaçabilecek” harcamalarını eksik etmedi hayatımdan. Çocuksun işte... Nasıl mutlu olurdum küçücük bir bağlantıyla.

Sonra büyüdüm. Takvimler 2001’i gösterirken, ülkemiz de yeni bir döneme uyandı. “Eyvah eyvah” cümleleri duymaya başladım çevremde… Bu iktidar partisi ülkeyi geriye götürecek. Anlamazdım daha “geriye gitmek” ne demek. Ya da ilgilenmezdim belki. O zaman daha siyaset, diplomasi, hükümet, politika kavramları benim çocuk dünyama çok uzaktı. 20 dakika haber dinleyemezdim. O kadar ki, “asla uluslararası ilişkiler okumam ben” derdim. 

Yıl 2002… İzmir Ekonomi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencisi oldum. Bilmediğim tüm terimleri, iç politikanın dış politikayı nasıl belirlediğini, dış politikada meydana gelen ani bir dönüşümün iç politikayı ne hale sokabildiğini, Türkiye’nin senelerce doğu-batı arasında nasıl denge politikası izlediğini, komşu ülkelerle izlenen politikaların dinamiklerini, AB üyelik sürecinde nelerden ödün vermemizin beklendiğini, neden AB üyesi olmak için diğer ülkelerden daha az şansa sahip olduğumuzu, hepsini teker teker öğrendim. Öğrendiklerimi sevmedim. Politikayı sevmediğim gibi. Çünkü insanlıktan uzak birşeydi. Stratejiydi, savaştı, taktikti, planlamaydı. Yani insandan, sevgiden, güzellikten, barıştan uzak şeylerdi. Hep bir mücadele içinde kullanılan araçlardı sanki. Güç uğruna harcanan bir yaşamın denge dinamitleri… 

2002’den bu yana, ben büyürken ülkemde değişen çok şey oldu. Çocuklar ölürken, siyaset büyüdü.  Biz çocukken, daha çok sanat vardı mesela. Opera Bale’lerde oynanan temsillerin kıyafetleri rengarenk uçuşurdu sahnede, tiyatro seçmelerini kazanan tüm arkadaşlarım, sahne tozunun büyüsünden bahsederdi. Devletin ne kadar destek olduğundan, renkli bir dünyanın düşlerinden bahsederdik biraraya gelince biz. Uluslararası sanat yarışmalarına devlet desteği vardı. 19 Mayıs törenlerinde giydiğimiz kıyafetler, rengarenk etekler, göbeğimizi açıkta bırakan çiçekli üstlerdi. Televizyonu açtığımda gördüğüm haberlerde konserler, al bayraklar geçerdi ekrandan ben küçükken. 

Yıl 2015. AKP bugün 4. kez tek başına iktidar. Ben küçükken, yalnızca bir yılda çok şey değişirdi. Şimdi, son 14 yılda o kadar durağanız ki bazı konularda, değişip dönüştürdüğümüz şeyleri saymaya dilim varmıyor. Son üç yılda, daha çok çocuk öldü mesela, onların yüzünde gülümseme yaratmak için maddi imkanlarını gözlerini kırpmadan feda edtme şansı olmayan babaların çocukları…  Benim kadar şanslı olmayan çocuklar…

Sanat öldü mesela sonra. Artık renkleri daha sade kıyafetlerin sahnede, ve çeşitliliği de galiba… Büyük ustalar gitti, kalpleri buruk, önleri kapatılmış olarak. Sahnede gözlerini kapatması gereken Levent Kırca gibi büyük üstadlar, sahneden uzakta veda etmek zorunda kaldılar dünyaya. Vefayı tükettik kapitalizmi büyütürken.

Televizyonda, iki haberden biri kan, ölüm, cinayet. Çocukluğumun renkli magazin haberlerinin, çizgi filmlerinin yerini, şehit haberleri sardı son yıllarda.  Hükümet boşluğunda, insanlar kaderlerine terk edildi. Kocaman bir sarayın içine bile sığdıramadık meşhur “denge politikası” dediğimiz politikalarımıza rağmen mültecileri, insanları. Öyle ya, Orta Doğu’nun rol modeli olacaktık. Bi gün ortada kalabilecek bir yola doğru sürüklendiğimizin farkına bile varmadan.

Biz kızlı erkekli uzun eşek oynamanın keyfini sürerek büyüdük mesela, birbirimize güvenmeyi öğrendik büyürken. Şimdiki çocuklar, yakında ayrı sınıflarda okumak zorunda kalabilir. Birbirlerine güvenmeyi öğrenmek bir kenara dursun, selam vermeye çekinebilirler diye korkuyorum. 

7 Haziran’dan bu yana, her kafadan bir ses çıkıyor. Oy ve Ötesi, seçmenler, gönüllüler, ve sivil vatandaş. Sahi, biz niye hükümeti kuramadıydık? Bahçeli HDP’yi istemedi, AKP koalisyona yanaşmadı çünkü “elektrik alamadı”, CHP arada bir yerlerde kaldı. Öyle birşeylerdi di mi? 

Bu arada ne oldu? Suruç’ta, Ankara’da hayranı olduğu sanatçılarla bir kez tanışamadan, aşık olduğu adamın elini bir kez daha tutamadan, babasına ona sunduğu imkanlar için teşekkür edemeden insanlar öldü. Bizim hiç tanımadığımız insanlar. 1 milyar 370 milyon TL maliyetle, bir Cumhurbaşkanlığı Sarayı sahibi olduk. Hala 40.000 çocuk gelinimiz, ve sarayın üzerine inşa edilebilmesi için harcadığımız yüzlerce ağacımız, iki milyondan fazla işsiz nüfusumuz, 405 milyar dolar brüt, 245 milyar dolar net dış borç stoğumuz var.
Ebru’nun bir şarkısı vardı, iki gündür beynimin içinde dönüp duruyor, “Ben Seçilmem Seçerim”. 

Bunca ölüme, bunca kana, bunca savaşa rağmen, biz n’aptık? Biz seçilmedik, seçtik! Yoksa… Hiç bilmediğimiz bir oyunun kurbanları olarak, vadesini bilmediğimiz bir ana dek rolümüzü oynamak üzere, seçildik mi? Cevabını veremediğim bir soru bu şu an, pek çoğumuz gibi… Ama şunu biliyorum.

İnsanın yaşadığı her anı, hiç ummadığı bir anda kalemine vururmuş bu hayatta... Herşeye rağmen, bu seçimden sonra, daha doğru bir yarını inşa edebilmek için hala umudumuz var, olmalı. Yarına daha güzel anılar bırakmak istiyorsak eğer artık, şimdi daha doğru izler bırakmak zamanı geçmişe… Belki de yalnızca, babasının ona alamadığı peluş bir oyuncakla gülümseyebilecek bir çocuğa daha iyi bir yarın bırakmak için… Daha az strateji, daha az taktik, daha az ölüm, daha fazla barış ve sevgi için.  ve yarın, daha başka yazılar yazabilmek için…

Biz, zeybek ve valsi aynı anda oynayan, hasta bir ülkeye küllerinden can veren bir adamın kurduğu ülkenin vatandaşlarıyız!  

Perde henüz kapanmadı… Daha güzel günlere uyanman dileğiyle Türkiye’m…

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)