adscode
adscode
adscode
adscode

Neorealism Ya da Neoliberalism. Hepimiz Charlie’yiz!

Yıl 2002… 17 yaşındayım. Üniversitenin ilk yılı… Irak Savaşı daha çok yeni… İkiz kuleler bombalanmış, yer yerinden oynuyor. Terör kelimesiyle ilk kez bu kadar yakından tanışmışım.

damlaaktan@gmail.com




Çok değerli hocam Prof. Dr. Çınar Özen, lisans hayatımın ilk Uluslararası İlişkiler dersi sınavında, Irak Savaşı’nı hayatımda ilk kez duyduğum birkaç teoriye göre analiz etmemizi istedi. Belirtmek lazım ki, 20 dakika haber dinleyemeyen bir kızdım o zamanlar.
Soru, “Irak savaşını ve terörü realizme/neorealizme ve liberalizme/neoliberalizme göre açıklayın.”
Hak verirsiniz ki, hayatı boyunca siyaseti hiç sevmemiş bir öğrencinin ilk sınavında karşılaşabileceği en sevimsiz ama bi yandan da yoruma en açık, dolayısıyla da cevaplaması en kolay görünen sorulardan biri…
Şöyle der teoriler…Realizme göre esas olan mutlak güçtür, ve devletler mutlak güç peşinde koşarlarken birbirleriyle işbirliği yapmaya pek yanaşmazlar; yanaşsalar bile önce kendi çıkarlarını gözetirler. Bunun bir üst versiyonu olan neorealizm ise devletlerin diğer devletlerle ilişkilerini göreceli kazanç ve güç odaklarına karşı denge sağlama amacıyla sürdürdüğünü belirtir ve bu nedenle devletlerin dış politikalarında gösterdikleri yıkıcı ve çıkarcı tavrın sebebinin uluslararası anarşi olduğunu söyler.  
Neoliberalizm ise anahtar oyuncuların devletler olduğunu kabul ederken, Uluslararası Örgütlerin ve devlet dışı aktörlerin de önemine dikkat çeker. Kurumlar vardır, önemlidir, ve uluslararası politikaları belirlemede rol oynarlar.
Yazdığım ilk satır şuydu: “Güç, kontrol edilebilir bir güç olduğu sürece barışı teşvik eder. Aksi takdirde, hiçbir teorinin kontrol edemeyeceği bir savaş sebebidir.”
----
Yıl 2015. Terörün, savaşın, yıkıma dair insan elinin ve beyninin yarattığı ne varsa azalacağını umut ettiğimiz bir dünyada, Fransa’da 17 masum insanın ölümüne yol açan Charlie Hebdo saldırısıyla yeniden uyandık.
Biz her gün sevgiye ve birliğe dair barış tohumları ekeceğimize, insan eliyle ürettiğimiz silahların tutsaklığına daha fazla yeniliyor, insan beyninin güç oyunlarına her geçen gün daha fazla kaybediyoruz değerlerimizi.
Oysa, Paris'teki saldırıları protesto etmek için düzenlenen "Cumhuriyet Yürüyüşü"nde biraraya gelen dünya liderleri ve binlerce insan kadar kolay birlik olmak. Evet, kurumlar, doğru yönetildikleri sürece, tüm politikaları daha güzel bir dünya için şekillendirebilirler.
Bugün ölen 17 kişi için insanlar biraraya gelip, saldırıları kınayabiliyorsa hala, ifade ve düşünce özgürlüğünün taviz verilmeden savunulması isteniyorsa, hala insan olmayı unutmamışız demektir.
Fransızlar tanıdığım dillerine en sahip çıkan milletlerdendir. Saygı duymak lazım. Sosyal medyada sıklıkla “Je suis Charlie (Ben Charlie’yim)” yazıları dolaşıyor. Aslında mesele bu kadar basit değil.
“Ce n’est pas sur Charlie. C’st sur l’humanité. C’est pourquoi, on est tous Charlie!”
Yani: “Mesele Charlie değil… Mesele insanlık. O nedenle hepimiz Charlie’yiz!”
----
Sınav sonucum mu ne oldu?
Ben o sınavdan oldukça iyi bir not almıştım. Hem de itiraf ediyorum sadece bir gece çalışmıştım… Yani mesele ne kadar hırslı olduğumuz, ne kadar güç aradığımız değil. Mesele, ne kadar doğru ifade ettiğimiz, ne kadar anlayabildiğimiz, ne kadar anlatabildiğimiz.
Mesele, daha iyi olmak, daha güçlü olmak, daha başarılı olmak değil. Mesele iyi kalabilmek ve iyileştirebilmek dünyayı…
Dilerim, insanlık olarak insan olabilme sınavından iyi not alarak geçebileceğimiz günleri görürüz.
Barışla kalın…

 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)