adscode

Kaç dilimiz var biliyor musunuz?

İnsanoğlu besin piramidinin başında oturarak, tarih boyunca egosunu sürekli şişirmiş ve kendini ifade etmek için de birçok yol aramıştır.

byomerorhan@gmail.com




Her ne kadar balinalar ve yunuslar kadar kilometrelerce uzaktakilerle anlaşabilecek kişisel yetenekleri gelişmemiş olsa da her zaman bir yol bulmuştur. Bazen bulduğu yolları o kadar karmaşık hâle getirmiştir ki kendisi de işin içinden çıkamamıştır.

Dil, insanların kullandığı en etkili “iletişim” araçlarından biridir. Ancak insanoğlu kullandığı dili değiştirmeye ve bozmaya da çok meraklıdır.

Teknolojinin henüz gelişmediği yıllarda çocuklar arasında yaygın olan kuşdili konuşma merakı vardı. Bir de sözcükleri tersten okuma yaygındı ama onu da herkes başaramazdı.

Öyle ya da böyle tarih boyunca insanların kullandığı dillerle ilgili, dil bilimcilerin de affına sığınarak, bazı konulara dikkatinizi çekmek isterim.

Dilin kullanımı konusunda bu işin uzmanlarına kulak vermek gerekir ama ona sahip çıkma sorumluluğu tüm topluma aittir. Çünkü bir ulusu yok etmek istiyorsanız, sahip olduğu dili yok etmeniz yeterlidir.

Dil, aynı zamanda bir kültür meselesidir ve toplumsal yapının eğitim seviyesi ile çeşitliliği de dilin geleceğini belirler.

Dil biliminin alt alanları, araştırma alanları, teorik alanları ve karşılaştırma alanları gibi bilimsel kapsamına bakıldığında, çok derin bir konu olduğu görülecektir. Ayrıca, genel dil bilimleri, sosyokültürel altyapıya göre biolinguistik, psikolinguistik, sosyo dil bilim, nöro dil bilim ve etimoloji gibi alt alanlarda da incelenebilir.

Merakı olanlar eminim ki inceleyecektir ancak farklı bir açıdan konuyu açalım…

Hepimiz konuşma dili ve yazım dilini biliriz. Ancak herkesin aynı dili aynı şekilde yazmadığını ve konuşmadığını da biliriz. Bu nedenle “sokak dili” ve hatta “argo” (kaba) bir dilimiz bile oluşmuştur. Her toplumda buna benzer farklılıklar yaşansa da toplumun eğitim standartları, kozmopolit yapısı ve emperyalist ülkelerin etkisi de farklılığın oranının artmasına veya azalmasına neden olmaktadır.

Her ülke farklı bir dil kullanıyor olsa da uluslararası ilişkilerde dikkat edilen bir üslup ve diplomatik bir dil olduğunu da biliyoruz.

Tıbbi dil gibi içinde didaktik, bilimsel ve yabancı sözcük barındıran diller de vardır. Vücut dili neredeyse tüm canlıların kullandığı bir dil olmasına karşın edebî dil sadece insanların kullandığı, özellikle dil bilgisi (gramer) anlamında sözcüklerin en doğru kullanılanı ve özen gösterilenidir.

Pedagojik bir dil olduğundan da söz etmek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Eğitim öğretimle ilgili süreçlerde eğitmenlerin bilmesi ve dikkat etmesi gereken bir dildir ve belki de dilin öğrenimindeki en önemli aşamaları içerir.

Son yirmi yıldan beri geliştirdiğimiz bilişim dili ile birlikte domino etkisiyle bozulmalara da neden olan “mesaj” dili de oluşmuştur.

İnsanların ilgisini çekebilmek uğruna yaratılan reklam dili ise en etkili iletişim araçları ile topluma servis edilen yeni ve kimi zaman da bozuk ve popüler kültüre hitap eden bir dil sunmaktadır.

Görüldüğü gibi dünya üzerinde kullanılan birçok dilin etki alanları çoğaldıkça dilin bozulmasının önü açılmaktadır. Elbette lehçeler, şiveler de bunlara eklendiğinde ortaya korkunç bir manzara çıkmaktadır. Bu, sadece bir kurumun koruyabileceği ve üstesinden gelebileceği bir durum değildir. Topyekûn bilinçlenme ve dile sahip çıkmayla başarılabilir. Ancak eğitimli insanların gündelik yaşamda sıklıkla kullandığı elektronik posta yazımında bile maalesef genel anlamda herhangi bir kalıcı üslup oluşturulamadığına ve özensiz olunduğuna şahit oluyoruz. Oysa çok iyi biliniyor ki, özellikle iş hayatında yazılan bu elektronik postalar, üçüncü şahıslarla da paylaşılabilmektedir. Bu anlamda kullanılan dilin kalitesi çok önem taşımaktadır. “Samimiyet” adına yazı dilinin bozulması, kısaltma sözcükler, simgeler, betimlemeler ve kurgusuz bir yazı, her geçen gün bu konuda seçici olmayı da zorunlu kılmaktadır.

Mektuplaşmanın yoğun kullanıldığı geçmiş yıllarda, iş için ya da resmî bir yazışmada aşk mektubu için kullanılan pembe renkli ve kokulu bir kâğıt kullanılması nasıl abesle iştigal idiyse, bugün yazılan e-postalarda özensiz bir dil kullanılması da aynıdır. Dilin yalınlığı, doğruluğu ve seçilen üslup, yazının kalitesini belirleyecektir.

Zamanla bu anlamda genel kabul görecek bir dil de oluşacaktır ancak en azından mektep medrese görmüş, mürekkep yalamış insanların şimdiden bu konuya özen göstermesinde, öncülük etmesinde yarar vardır. Özellikle okullarda genç kuşak öğretmenlerin bu anlamda geliştirilmesi, varsa mevcut olumsuz alışkanlıkların değiştirilerek, oluşturulacak iyi yazı örnekleri ile öğrencilerde farkındalık yaratılması sağlanmalıdır.

Ayrıca, yabancı sözcük kullanma özentisinden de her anlamda kurtulmak gerekir. İşin kolayına kaçarak ve basite indirgeyerek, Batı’nın sözcüklerini almayı marifet saymak yerine bilimsel düşünce yapısına, deneyimlerine, sanat anlayışına ve geliştirdiği değerlerine ulaşmayı hedeflemeliyiz.

Ömer Orhan  

 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)