adscode

ANKET UYGULARKEN ÖĞRENCİSİNİ PAYDAŞ GÖREN YÖK, ONLAR İÇİN ADIM ATMAYA GELİNCE YOK!

Geçtiğimiz günlerde YÖK tarafından üniversite öğrencilerine sms ve mail yolu ile bir anket uygulandı.

ozkangogercin@mynet.com

Her sene olduğu gibi, bu sene de kontenjan açığının yüksek olması ve üstüne öğrencilerin yeterli puanı oldukları halde tercih yapmaması üzerine YÖK kolları sıvadı. Sorunun neden kaynaklandığına dair öğrencilere elektronik ortamda anket gönderdi. Ancak bu anketlere sadece 31 bin öğrenci geri dönüş yaptı. YÖK, bu sayının yeterli olduğunu söylese de, bence yeterli değil. Bu sınava her yıl en az 1 milyon öğrenci giriyor ve siz sadece 30 bin kadarından dönüş alabiliyorsunuz. Ayrıca burada cinsiyet ve yaş faktörlerinin de tercihleri etkileyebileceğinin de dikkate alınması gerekirdi diye düşünüyorum.  Yine de, YÖK’ün burada öğrencilerden fikir alması güzel bir nokta, ama bence sadece öğrencilerle kalmayıp, değerli öğretmenlerin de fikrini almasını tavsiye ederim. Çünkü, bu konunun öğeleri öğrenciler kadar, onları bu maratona hazırlayan öğretmenleridir.

Sonuçlara değinecek olursak, bence hiç şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olmadığı kadar da, kimsenin bilmediği mevzular da değil. Mesela, ülkemizin istihdam sorununun, öğrencilerin tercihini etkilediğini görebilmek için, illa bir anket mi uygulamak gerekiyordu?  Kontenjanların bu kadar açık bırakması bunun bir göstergesi değil mi? Ayrıca, vakıf üniversitelerinin devlete göre tercih edilmemesinin ana sebebi, yıllardır yüksek ücretleri değil mi? Nitekim, öğrencilerden de beklenen cevaplar geldi. Belki de YÖK’ün es geçtiği konuları, öğrenciler bir kez daha önlerine koydu.

YÖK’ün anket sonuçlarında göze çarpan bir nokta ise, tıp, mühendislik, hukuk ve öğretmenlik programlarında öğrencilerin yönelimiydi. Burada taban başarı sırası barajının ne kadar etkisi olduğuna bakılmış. Sonuç olarak, öğrenci tıp programları dışında diğer programları ilgisi varsa seçiyor. Yani, tıp fakültesine puanı yeten öğrenci, gözü kapalı bu bölümü tercih ediyor. Çünkü, sağlık sektörünü tercih eden adaylar, mezun olduğunda kolay kolay işsiz kalmıyor. Demek ki, bölümlerin kontenjanını doldurmak ve kalitesini arttırmak için baraj koymak mesele değil. Mesele, bu bölümleri staj ve istihdam olanaklarını arttırmaktır. Siz bu konuda gereken desteği verdiğiniz takdirde, göreceksiniz ki yüksek puanlı öğrenciler de gereken katılımı da gösterecektir.

YÖK’ün bu sonuçlara göre, nasıl bir düzenleme yapacağı merak konusu. Ancak, çok geç kalındığı ise aşikar. Bizler, elimizden geldiğince yazılarımızda yapılması gerekenlere değindik ve değinmeye de devam edeceğiz.  Ancak, YÖK’ün bu değerlendirmeleri de dikkate alması gerekiyor. Çünkü, bizler, yaşananları sizlerin gözünden ve kendimizi de sizin yerinize koyarak dile getirmeye çalışıyoruz. Fakat görünen tablo şu ki, bizler yazdığımızla kalıyor, öğrencilerde bu sistemde çile çektiğiyle.

O yüzden hatırlatma mahiyetinde “Açık Kontenjanlar Sadece Üniversite Meselesi Değil, Memleket Meselesidir” adlı yazımdan birkaç madde paylaşacağım. Dilerim ki, YÖK bu maddeleri de dikkate alır ve öğrencilerimiz adına adımlar en kısa sürede atılır.

“””Peki, boş kontenjan problemi yaşanmaması adına ne gibi önlemler alınabilir? Bu konudaki tespitlerimi siz değerli okuyucular ile paylaşmak istiyorum.

-İşletme, iktisat, çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri, ekonometri… Ben kendimi bildim bileli, bu bölümler için her yıl öğrenci alınıyor ve bir o kadar da mezun oluyor. Fakat bu bölümden mezun olan binlerce öğrenci tam olarak ne yapacağını bilemiyor. Bir işe başvursalar, sadece diplomaları yeterli olmuyor. Tecrübe isteniyor, sertifika isteniyor, yabancı dil isteniyor. Günümüzün şartları değiştiği için, öğrenciyi bu alanlardan 4 yıl mezun olmak mutlu etmiyor. Dolu dolu mezun olmak istiyor, iş bulmak istiyor. O şartları da her üniversite de sağlayamıyor. İşte bu noktada,  bu alanları bu kadar geniş bir çerçevede okutmak yerine, daha özele indirgenemez mi? Genel işletme ve iktisat yerine onların dallarına ağırlık verilip, o dallardan mezun verilemez mi? 4 yıllık teorik eğitim yerine, 2 yıl teorik- 2 yıl uygulamalı-staj eğitimi ile,  daha bilgili ve deneyimli mezunların ülkeye daha çok faydası olmaz mı?

-Fizik, Kimya Biyoloji, Sosyoloji ve Felsefe gibi bölümler de gün geçtikçe önemini yitirenler kervanına katılıyor. Halbuki, her biri bilim dalı ve dolu bir geçmişe ve içeriğe sahip. Ancak, ülkemizde bu alan mezunlarına, özellikle araştırma ve uygulama anlamında yeterli destek sağlanamadığı için, ne yazık ki mezunları da işsizler ordusuna katılıyor. Bir kısmı akademisyen olmak istiyor ama, önüne Ales, yabancı dil ve mülakat gibi faktörler çıkıyor. Ales ve yabancı dili geçse de, mülakatı geçemiyor. O yüzden, başvuranların küçük bir yüzdeliği akademisyen olarak üniversitede kalabiliyor. Bir kısmı da formasyon alarak öğretmen olmak isteseler bile, yeterli kadro olmadığı için açıkta kalıyorlar. Eskiden sadece alanlar açık bırakırdı, ama şimdi bu alanların direk öğretmenlik bölümleri, bu problemden dolayı dolmuyor. Bu alanlara gereken önemi kazandırmanın yolu, gerekli burs ve projelerle öğrencileri bilim ve araştırmaya teşvik etmek olacaktır. Projelerin sürdürülebilirliği açısından, gerekli desteğin üniversite sonrasında devam etmesi de önem taşımaktadır.

-Jeoloji, maden, harita, çevre, makine, metalürji, raylı sistemler ve hatta gıda gibi mühendislik bölümlerinin açık bırakması da, üzerine düşünülmesi gereken önemli konulardan biridir. ÖSYM ve YÖK mühendislik programlarına baraj koyarak, nitelikli öğrenci almayı hedefliyor. Ancak, siz, size gelen öğrenciye gereken değeri vermedikten sonra, baraj koymanızın da bir anlamı kalmıyor. Değer derken, sadece dersleri tamamlamak ve mezun etmek değildir. Değer vermek, ülke ekonomisine büyük katkısı olan, olacak mühendisleri dolu dolu mezun etmektir. Devlet olarak, onlara yeterli kadro verip, onların bilgi ve birikiminden faydalanmaktır. Bunu yapabilirsek, bu bölümlere yeniden rağbet kazandırabiliriz. Bununla birlikte, üniversiteler farklı mühendislik programlarına ağırlık vererek de kontenjanlarını doldurabilir. Mesela, ses mühendisliği artık günümüzde önemli bir yere sahiptir. Üniversiteler, güncel gelişmeleri takip ettiği takdirde, daha farklı programları da bünyelerine kazandırabilirler. Böylece, hem okuyan, hem de mezun olan, gönül rahatlığıyla iyi ki mühendis olmuşum diyebileceklerdir.

-Üniversite okumak için, işin istek gibi manevi boyutu kadar, maddi boyutu da önemlidir. Bir çok öğrenci üniversiteyi kazansa bile, maddi imkansızlıklardan dolayı kayıt yaptıramamakta, okulu yarıda bırakmaktadır. Ek tercihlerdeki boş kontenjanlara baktığımız zaman, büyün çoğunluğu 2.öğretimler ile vakıf üniversiteleri oluşturmaktadır. 2.öğretim fiyatları, örgün öğretime göre yüksektir. Bu noktada, devlet bu konuda indirime gidip ya da öğrenciye destek sağlarsa, bu bölümlere olan rağbet de yükselecektir. Vakıf üniversitelerindeki bölümlerdeki fiyatlar ise çok yüksek. Ekonomik anlamda sıkıntıda olduğumuz bir dönemde, fiyatlarda indirim yapılması daha iyi olacaktır. Ya da, devletimiz eğitim vergisini %8 değil de, mesela %1 olarak alacak, insanlardaki vergi yükünü azaltacaktır. Eğer maddi olarak insanların eğitim yolunu kapatırsak, onları en baştan kaybetmiş oluruz. O yüzden, nice değerlerimiz, daha üniversite kapısından giremeden, yok olup gitmesinler.”””

 

Herkesin hak ettiği eğitimi alması ve hakkını vermesi dileğiyle…

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)