adscode

Ebeveynler çocuklarını bağımlı hâle getiriyor!

Ebeveynler çocuklarını bağımlı hâle getiriyor!

byomerorhan@gmail.com




1970’li yıllarda televizyonla ilk tanıştığımızda başımıza bugün yaşayacaklarımızın geleceğini bilmiyorduk. Tek kanallı, siyah beyaz yayın yapan sihirli kutunun yayın saatleri de belliydi.
Gece televizyon kapanırken İstiklâl Marşı’mızı saygı duruşunda dinlerdik. Marşımızla ve bayrağımıza duyduğumuz saygıyla da övünürdük. Hey gidi günler hey… Nereden
nereye!

İlk zamanlar öyle her evde televizyon yoktu. Konu komşu olanda toplanırdı. Olanın olmayanla paylaştığı dönemlerdi.

TRT yayına başladığı yıllarda televizyonculuğu ve televizyonu izleyicileriyle birlikte öğrenmişti. Ama ne öğrenmek! Spikerlerin Türkçesi benim diyen insanda yoktu. Tüm yokluklara rağmen son derece özenle hazırlanmış programlar izlerdik. Emek verenlerin ellerine ve aklına sağlık…

Aradan yıllar geçti, televizyon ekranları renklendi, kanal sayıları arttı ve özelleşti. Artık o kadar çok yayın var ki seçmekte zorlanılan hâle gelindi. Ne var ki öncelik, değerler değil izlenme oranları oldu. Programların kalitesi giderek düştü ama albenisi yok olmadığı gibi bir şekilde ilgiyi canlı tutmanın yolları bulundu. İnsanlar, hipnotize edilmiş gibi ekranların karşısına kilitlendi.

Ebeveynler, bebeklik yıllarından itibaren çocuklarına yemek yedirmek için bile ekranları kullanmaya başlayınca onları küçük birer bağımlı hâline getirdi.

Matah bir şeymiş gibi birilerinin hayatlarını ve kurgusal uydurmaları izlerken, insanlar kendi hayatlarını yaşamayı unuttu. Belki unutmak ve birçok şeyi düşünmemek insanların da işine geldi. Alan razı, satan razı durumu… Özellikle çabuk unutan, düşünmeden izleyen bir kitle oluşması, devletlerin “isteyip de bulamadığı” şey.

Dünya yıkılsa, akşamki diziyi bekleyen, birilerini gözetleyen, kurgulanmış kadın programlarına odaklanan veya maçları hayatın merkezine oturtmuş bir kitle! Bu tip insanların milyarlarcasını, onlarca yıl rahat rahat yönetebilirsiniz. Bu arada kitlenin ilgisini çeken (reytingi yüksek) programlara ses çıkartmamak, ne yaparlarsa uygun bulmak, “başarılarını” desteklemekten başka bir şey değil! Zaten beğeni oluşmuş, millet ekran başında kilitlenmişse bu “iyi bir iştir” değil mi? Yani “başarılı”!

Ama bu bana göre aslında bir başarısızlıktır; bu durum ne kadar çok insanın mutsuz olduğunu,
kendisini ekrana kilitleme ihtiyacı hissettiğini,
başka çıkar yolu kalmadığını,
düşünmek istemediğini,
üretmediğini,
iletişiminin yok olduğunu,
paylaşmadığını,
değerlerinin manipüle edilmeye açık olduğunu gösterir. Böyle bir halk, her gün ona sunulan kahramanlık filmlerini izlerken kendi millet ve memleketinin gidişatını göremez.

Bencilce yaşayarak sorunlarından kaçabileceğini sanır.

Bir yandan gelecek, inovasyon, yaratıcılık, modernleşmeden söz etmek diğer yandan televizyon ekranlarına kilitlenmek...

Çocuklar için en iyi eğitimi istemek ama bebeklikten başlayarak onları televizyon bağımlısı hâline getirmek...

Ne yaman çelişki!

Seçicilikten uzak, dayatılanlarla yaşamak…

Oysa neye alıştığımıza/alıştırıldığımıza iyi bakmak, kendi seçimlerini yapmayan hatta yapamayan bir toplum olmamak lazım!

Çağımızın en büyük sosyal hastalığı ekran bağımlılığından korunmak için seçici olmayı bilmek ve televizyonu gerektiğinde KAPATABİLMEK gerek!

Geleceğimizi karartmamak için…
 
Ömer Orhan
 
 
 

 
 
 
 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)