adscode

Okumadan âlim, gezmeden seyyah olmazmış.

byomerorhan@gmail.com




Bu atasözü ne zaman söylenmiş, kim söylemiş bilinmez ama biraz da olsa insanı ortada bıraktığı kesindir. Burada sözü edilen “okuma”dan kasıt, okulda öğretim alarak âlim olunacağı ise günümüz için bu duruma biraz şüpheyle yaklaşmak gerekir. Elbette okullar bunun için hayatımıza girmiş ve çıkacağı da yok gibi görünüyor.

Büyük ideallerle başlanılan okul süreçlerinde, önce küçük yaşlarda sahip olduğumuz yaratıcılık ortadan kaldırılıyor, sonra da daha çok ders, daha çok sınav ve ağır müfredatlar/programlar yerleştiriliyor.

Amaç? Hazır yakalamışken olabildiğince çok şeyi öğretmek! Bir de elbette çok daha karmaşık üst öğretim kurumuna öğrencinin yetiştirilmesini sağlamak. Niyet tamam ama kimse fotoğrafın bütününe bakmıyor.

Okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite diye kademelendirilen eğitim sistemimizde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğu düşünülerek önce ilkokul ve ortaokul birleştirildi ve 8 yıllık kesintisiz öğretim programına başlandı. Bu muhteşem başarının elbette devamı gelmeliydi ve lise de bu sürece eklenerek tüm gençlerimizin 12 yıllık eğitim alma “fırsatı” sağlanmış oldu! Önce kesintisiz düşünüldü sonra biraz kessek de bir şey olmaz fikri ağır bastı. Okullar, öğretmenler, veliler tam değişen programlara ayak uydurmuşken, yok yok böyle olmayacak en iyisi biz sekizi bölelim 4+4 yapalım, dendi. Matematik hayatın her alanında karşınıza çıkacak denilirdi de kimse inanmazdı. Alın işte son yıllarda eğitim sistemimizde topyekûn toplama, bölme ve çıkartma telaşı içindeyiz. Hayır olur inşallah! Bu kadar fazla matematiksel işlem umarım eğitim sisteminin bünyesine ters düşmez.

Şu âlim olma konusuna dönecek olursak; bu karmaşa içerisinde tüm derslerden başarılı olup, sınavlarından yüksek yüksek puanlar alarak bir üst basamağa çıktığınızı düşünelim. Yeter mi? Yetmez. Aralarda yine bazı teknikleri öğrenerek sıralama sınavlarında da başarılı olunması beklenir. Bu çabaları gösterdiğinizi, “başarılı” olduğunuzu ve “bilimsel” eğitim yapılan bir üniversiteye girdiğinizi hatta çok büyük başarı göstererek istediğiniz bölüme de yerleştiğinizi varsayalım. Elbette bu kadar yıl uğraşınca, üniversitenin ilk yılında bir alışma dönemi olmalı değil mi? Siz alışmasanız bile merak etmeyin, sizi mutlaka alıştırırlar. Sonraki yıllarda da ne zaman bilimsel çalışmalar yapacağınızı, “âlim” olacağınızı hayal edersiniz ve tabii bu kadar karmaşık bir sistem içerisinde sizde hâlâ hayal etme duygusu kaldıysa!

Son sınıfı okurken birçok karmaşık duygu, düşünce ve plan içerisinde olursunuz. Mesleğe başlamak mı, yoksa bu muazzam eğitim sistemi içerisinde biraz daha okumak mı? Bu aşamada deneyimliler devreye girer ve bu devirde lisans diplomasının yetersiz olduğunu, hazır “acıya” alışmışken yüksek lisansın da aradan çıkartılmasını önerirler. Sizin de bu öneriyi kulak arkası etmeniz mümkün değildir, âlim olmaya ramak kalmışken elbette bırakmak olmaz diye düşünürsünüz.

Yine bir sınava girersiniz ve yüksek lisans okumaya başlarsınız, şanslıysanız bitirdiğinizde de bilimsel araştırmalar yapabilmek için araştırma görevlisi olarak üniversiteye kabul edilirsiniz. Âlim olmak öyle kolay değildir, sırada doktora yapmak vardır ve yine sınav… Bu arada diğer arkadaşlarınızla karşılaşırsınız ve bazılarının hayata atıldığını, ticaret yaptığını öğrenirsiniz. Kullandıkları araba ya da kurdukları düzen sizi hiç etkilemez! Çünkü sizin son derece kutsal ve büyük bir kariyer planınız vardır.

Aynı yıllarda doktoranızı yaparken aslında akademik kariyer planının hiç de düşündüğünüz kadar yakın olmadığını anlarsınız. Öyle her istediğiniz araştırmayı yapmaya fırsat bulamadığınızı görürsünüz, elbette daha deneyimlilerin rızalarını almak, onlarla birçok şeyi paylaşmak zorunda olduğunuzu görürsünüz. Uzun yıllar boyunca el birliğince sizden alınan yaratıcılığınızı, bu büyük azminizle geri kazanmaya çalışırken diğer prosedürler ve engeller yine size ket vurur. Yaratıcı olmanın, öyle her aklına geleni yapmanın, bilimsel çalışmalar ortaya çıkartmanın ne demek olduğunu öğrenirsiniz.

Kafanız iyice karışmışken bir de “Microsoft”un kurucusu Bill Gates’in Harvard Üniversitesini, “Apple”ın sahibi Steve Jobs’un, Reed Kolejini, “Facebook”un kurucusu Mark Zuckerberg’in Harvard Üniversitesini, “Dell Computer”in sahibi Michael Dell’in Austin Texas Üniversitesini terk ettiğini öğrenirsiniz. İşte bu yıkıldığınız andır! Demek ki “okumadan âlim olunmaz” atasözü güncellenmemiştir veya siz yeni sürümü kaçırmışsınızdır.

Evet, şimdi toplayalım bakalım sonuç ne çıkacak? Okul öncesi 2 yıl + ilkokul 4 yıl + ortaokul 4 yıl + lise 4 yıl + üniversite 4 yıl + yüksek lisans 2 yıl + doktora 2 yıl, demek ki 22 yıl lisede ve üniversitede hazırlık sınıfı okursanız 24 yıl. Okula başladığınız yaş olarak 4 yıl da oradan eklersek 26/28 yıl… Ancak profesörlük kısmını hiç açmadık, burayı da hesaba katarsak âlim olmak için bir ömür…

Atasözünü söyleyen hangi atamızsa bence bizdeki okul sistemini bilse bu sözü söylemeden önce birkaç defa daha düşünürdü.
 
Ömer Orhan

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)