https://dogakoleji.k12.tr/basvurular/lgs

Sınavların sonuçlarına etki eden faktör: Tetiklemenin Gücü

Lise yıllarında motivasyonumuz artsın diye, üniversiteye giden komşu abilerimizin akşam evlerine dönmelerini bekler, üniversite hayatının nasıl olduğunu onlara sorardık. Şimdi düşünüyorum da, meğer kendi tetiklememizi kendimiz yaparmışız.

cemozel2021@gmail.com




Sınavlarda başarıyı yakalamak için sadece zeki olmak ya da çok çalışmak yetmez. Bu iki unsuru tetikleyen başka etmenler de var.

Bizim Sabancı Üniversitesi kitap kulübünde, önümüzdeki oturum için okuttuğum kitaplardan biri de Malcolm Gladwell’in “Blink: Düşünmeden Düşünebilmenin Gücü” adlı eseridir. Daha önceden okuduğum “Outliers: Çizginin Dışındakiler” ve “A Tipping Point: Kıvılcım Anı” kadar değerli bir kitap. Gladwell, bu kitabında birçok psikolojik testi ele alıyor. Kitabın bir bölümü de sınava hazırlanan çocuklarımızı yakından ilgilendirdiği için köşeme taşımak istedim. Bu vesileyle kitabı hem öğretmenlerimize hem de velilerimize şiddetle tavsiye ederim.

Kitabın ikinci bölümünde “Harekete Hazır” başlıklı bir kısım var. Burada “tetikleme” denilen yöntemle, sonuçlara nasıl etki edildiğinden bahsediyor.

Bu kısım ilginç bir deneyle başlıyor. Denekleri bir odaya almışlar. Bir kağıdın üzerine yazılmış beş kelimelik gruplardan oluşan bir liste vermişler. Deneklerden mümkün olduğunca çabuk ve dilbilgisi açısından doğru, dört kelimelik bir cümle kurmalarını istemişler. Denekler testi bitirip dışarı çıktığında daha yavaş yürümüşler; çünkü listenin içinde deneklerin davranış biçimlerini değiştiren kelimeler kullanılmış. Deneklerin dil testi uygulandığını düşünmelerini sağlayıp gerçekte, deneklerin beyinlerindeki büyük bilgisayarda yaşlılık halini düşündürmek olmuş. Bilinçaltı, deneklerin beyinlerinin geri kalan kısımlarını, bu ani endişeden haberdar etmemiş; ancak bütün bu yaşlılık konuşmalarını ciddiye almış. Testi bitirip odadan çıkan denekler, koridorda yürürken yaşlı insan davranışı sergilemişler. Burada söylenmek istenen şu: Bilinçdışınız bu durum dahilinde zihinsel uşak konumunda görev yapıyordu. Hayatınızdaki bütün ufak çapta zihinsel detaylarla bilinçdışınız ilgileniyordu. Çevrenizde olan bitenleri takip edip uygun bir davranış sergilemenizi sağlıyordu, böylece siz de önünüzdeki probleme konsantre olabiliyordunuz.

Zihin faaliyetlerinin, insanın davranışları üzerinde nasıl bir etki ettiğini çok açık bir şekilde gösteren bu çok çarpıcı deneyin adı karışık cümle testi imiş.


Kitabın aynı bölümünde bir başka deneyden daha bahsedilmiş. İki Hollandalı araştırmacı birkaç grup öğrenciye Trivial Pursuit adlı kutu oyunundan kırk iki tane dikkat gerektiren soru sormuşlar. Deneklerin yarısından, deneyden önce beş dakika boyunca “öğretim üyesi” olmanın ne demek olduğuna dair düşünmelerini ve akıllarına gelen her şeyi yazmalarını istemişler. O öğrenciler soruların %55,6’sını doğru bilmiş. Denek grubunun diğer yarısından ise oturup “futbol holiganları” üzerine düşünmeleri istenmiş. Bu grup ise, Trivial Pursuit sorularının %42,6’sını doğru cevaplamış. Burada “öğretim üyesi” grubunun “futbol holiganları” grubundan daha çok bilgiye sahip olmadığı vurgusu yapılmış. Daha akıllı veya daha konsantre olmuş veya daha ciddi değillermiş. Yalnızca daha “akıllı” ruh hali içinde oldukları söyleniyor. Açıkça kendilerini öğretim üyesi gibi daha zeki bir fikir ile ilişkilendirmişler, böylece soru sorulduğu anda –eften püften bir sorunun ardından gelen gergin anda bile- doğru cevabı vermeyi kolaylaştırabilmişler. %55,6 ile 42,6 arasındaki fark çok da az değil gerçekten. Geçmeyi veya kalmayı belirleyecek kadar önemli bir fark ortaya çıkıyor.

Yukarıdaki deney, bize şunu gösteriyor ki, öğrencileri sınava hazırlarken onları sadece sıkı bir ders çalıştırma eylemine çekmekle kalmayıp, tetikleyici, havaya sokucu ve motive edici bir ortamın içine doğru yönlendirmemiz gerekiyor. İyi şeyleri düşünerek, güzel örnekler sunarak çocuklarımızı daha başarılı sonuçlar almaya sevkedebiliriz. Çocukları çok iyi okullara girmeyi değil de, sözümona bildiğimizi sandığımız potansiyellerine uygun okullara yönlendirmenin önüne geçmeliyiz. Çocuklarımız her okulu kazanabilecek düzeydedir. Yeter ki, “kapasitesi bu” diyerek, hayallerine ket vurmayalım.

Gladwell bu örnek deneyle yetinmeyip bir başka çarpıcı deneyi daha bizimle paylaşıyor.

Psikolog Claude Steele ve Joshua Aronson, yirmi siyahi üniversite öğrencisi ile birlikte GRE’den  (Graduate Record Examination: Amerika’da lisansüstü eğitim veren okullara girebilmek için düzenlenmiş standart sınav) alınmış yirmi soru kullanarak bu testi daha uç noktaya götürüyor. Sınav öncesi ankette öğrencilerden ırklarını belirtmeleri istendiğinde bu basit hareket bile Afrika kökenli Amerikalılar ile birlikte anılan olumsuz davranış kalıplarını ve akademik başarıyı akla getirerek onları olumsuz tetiklemeye yetmiş ve doğru cevapladıkları soru sayısı yarıya inmiş.

Bu deneyden sonra bir tespitte bulunuyor yazarımız:

Toplum olarak testlere gereğinden fazla güveniyoruz çünkü testlerin, testi alan kişinin yeteneklerini ve bilgisini ölçmek için güvenilir bir gösterge olduğunu düşünüyoruz. Peki gerçekten öyleler mi? Prestijli özel bir lisede eğitim gören beyaz bir öğrenci, şehrin merkezindeki yoksul bölge lisesine giden siyahi bir öğrenciden SAT sınavında daha yüksek bir puan aldığında bu onun daha iyi bir öğrenci olduğunu mu gösterir; yoksa beyaz tenli ve prestijli bir liseye gitmek ile “zeki olmak” arasında sürekli olarak tetikleme bağı kurulduğu için midir?

Daha sonra bu deneylere tabi tutulan kişilere neden böyle davrandıkları sorulduğunda, hiçbiri mantıklı bir cevap verememişler. Bu tetikleme durumunun bilinçdışında otomatik olarak çalıştığı gözlenmiş.

Bu deneyler bize gösteriyor ki, hazırlıklı bir beynin olumlu ya da olumsuz sonuçlar alabilmesi biraz da, yarış atlarımızı pardon çocuklarımızı nasıl tetiklediğimize bağlı. Olumlu yönlendirmelerle tetiklemeyi sağlayabilirsek, öğrencilerimizin geleceğinde çok önemli bir role soyunmuş oluruz.

Lise yıllarında motivasyonumuz artsın diye, üniversiteye giden komşu abilerimizin akşam evlerine dönmelerini bekler, üniversite hayatının nasıl olduğunu onlara sorardık. Şimdi düşünüyorum da, meğer kendi tetiklememizi kendimiz yaparmışız.

Çocuklarımızı ilgilendiren bu kısmı özellikle köşeme taşıdım; ama kitap sadece bununla sınırlı değil. Her bir bölümü ufkumuzu açıcı bilgilerle dolu. Gladwell’in bu kitabı, “Ne zamandır sıkı bir kitap okuyasım vardı.” diyenler için biçilmiş kaftan.

Şimdiden keyifli okumalar.

 

 

 

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)